GEBELİK-DOĞUM-SEZARYEN ve KOMPLİKASYONLAR 3

En son güncellendiği tarih: 14 May 2019

  1. İntrauterin Gelişme Geriliği

  2. Gebelik Boyunca Bebeğin Gelişimi

  3. Gebelik Bulantı ve Kusmaları

  4. Gebelikte Tarama Testleri



Rahim içi gelişme geriliği

Rahim içi Büyüme Kısıtlaması





1-gestasyonel yaş (SGA) için küçük olması 2-Fetal büyüme kısıtlaması 3-çelimsiz ve bodur olması

Tanım Intrauterin gelişme geriliği (IUGR) doğmamış bebeğin kendi gestasyonel yaşı için gerekli ağırlığın 10. persentil altında kalmasıdır.. Cenin büyüme yeteneğinin patolojik olarak kısıtlanması sonucu etkilenir.

Düşük doğum ağırlığı (LBW) IUGR veya Prematüriteye bağlı olarak doğum ağırlığı 2500gr.dan daha az olan bir bebek anlamına gelir

Prematurite

Sınıflama

1- Simetrik

Fetus erken gelişim sırasında bir sorun yaşadığında bebeğin başı ve vücudu orantılı küçük şekilde oluşabilir.

2- Asimetrik

Daha sonraki gelişimi sırasında fetus bir sorunla karşılaşırsa karaciğerine göre bebeğin beyninin anormal derecede büyüme vuku bulur. Normal bir bebekte, beyin ağırlığı karaciğerden yaklaşık üç kat daha fazladır.. Asimetrik IUGR’da, beyin karaciğerden 5-6 kat daha fazla ağır olabilir..

Yeni Sınıflama:

Normal Küçük Fetuslar: Normal küçük fetusta yapısal anormallik yoktur,normal umbilikal arter ve amnios mayii vardır ama ağırlık azalmıştır.Bu fetusların riski yoktur ve herhangi bir özel bakıma ihtiyaç hissetmezler..

Anormal Küçük FetuslarAnormal küçük fetusta-kromozom anomalileri veya yapısal malformasyonlar vardır. Onlar kayıp vakalardır ve yapılabilecek bir şey olmadığında terminasyonu hak ederler.

Büyümesi sınırlanmış fetuslarBozulmuş plasental fonksiyona bağlıdır.Uygun ve zamanında tedavi veya terminasyon umutları artırabilir.

Etyoloji

Fetal büyüme birden çok faktöre bağlıdır. SGA bebeklerde izlenen IUGR tek başına,birlikte veya etkileşmesiyle birçok bilinen ve bilinmeyen faktör sonucu olabilir. IUGR’ın etyolojik belirleyicileri rölatif risk ve etyolojik fraksiyon gibi etkilemenin 2 ölçümüne sahiptir. Etyolojik  belirleyicileri kanıtların çoğu bu çalışmaların gözlemsel ve sistematik araştırmalar veya metaanalizlerine dayanmaktadır Olguların çoğunda (% 40) neden bir çoğunda bilinmemekte olup  muhtemelen plasental yetersizlik nedeniyledir. (idyopatik).

Genel-Irk/Etnik orijin,Küçük anne/baba boyu/kilosu,Fetus cinsiyeti

Anneye ait sebepler

Fetusa ait sebepler

Plasentaya ait sebepler

İdyopatik:Olguların çoğunda (% 40) neden bir çoğunda bilinmemekte olup  muhtemelen plasental yetersizlik nedeniyledir. (idyopatik).

Anneye ait risk faktörleri-

IUGR’den zarar görmüş bebek sahibi olmak. Yaşın uçlara yakın olması Boyutlarının  (Boy & Kilo) küçük olması Gebelik sırasında yetersiz kilo alımı ve yetersiz beslenme Sosyal olarak mahrum olmak.

Kullanılan maddeler ( tütün, uyuşturucu, alkol) bunlar anormal gelişim veya doğum kusurlarına neden olabilirler. Erken gebelik sırasında düşük toplam kan hacmine sahip olmak.. Çoğul gebelik.. Yüksek rakım. Antikoagülan, antikonvülsanlar gibi ilaçlar. Kardiyo-vasküler hastalık-preeklampsi, hipertansiyon, siyanotik kalp hastalığı, kalp hastalığı Gr III ve IV diyabetik vasküler lezyonlar. Kronik böbrek hastalığı Kronik enfeksiyon-UTI, Sıtma, verem, genital enfeksiyonlar Başarılı bir gebeliği zorlaştıran (antifosfolipid antikor sendromu, SLE ) bir antikor sorununun varlığı.

Fetal risk faktörleri-

Enfeksiyona maruz kalma-Kızamıkçık, sitomegalovirüs, herpes simpleks, tüberküloz, frengi, veya toksoplazmoz, TB, Sıtma, Parvo virüs B19. Bir doğum defektİ (, anensefali, kardiyovasküler,böbrek ekstremite defekti, vb) Bir kromozom bozukluğu-trizomi-18 (Edwards sendromu), 21 (Down sendromu), 16, 13, XO (Turner sendromu. Kemik veya kıkırdak birincil bozukluğu. Geliştirme (hipoksi) sırasında kronik oksijen eksikliği. Rahim dışında geliştirilme. Plasenta ve göbek kordonu kusurları.

Plasental faktörler

Uteroplacental yetmezlik şunların sonucudur: -. İlk trimesterde ugunsuz / yetersiz trofoblastik invazyon ve plasentasyon. Plasentanın kenar yerleşimi Plasental yatağa anneden yetersiz kan akışı.

Fetoplasental yetersizlik; Plasenta ve kordon damar anomalileri. Plasentada fonksiyonel  kitle azalması-. Küçük plasenta, abruptio plasenta, plasenta previa,miad aşımı.

Teşhis-

Rahimiçi-

IUGR’nin  teşhis edilmesi zor olabilir. Risk faktörlerinin mevcudiyeti. Kilo,karın çevresi ve fundus yüksekliği gibi  seri ölçümler tarafından algılanan gelişme geriliğinin tespiti Fetal büyümeyi değerlendirmek için ultrason. Yetersiz fetal büyüme. Azalmış AFI. Plasental kalsifikasyon

Neonatal Yenidoğan-

Düşük ponderal endeksi (Wt. / Fl). Derialtı yağ azalmıştır.

Varlığı / görülmesi; -- Hipoglisemi, Hiperbilirubinemi, Narcotizing enterokolit, Hyper viskozite sendromu IUGR’da yenidoğan ve plasenta Normal & IUGR Yeni doğan bebekler                                                                                   

Önleme-

Stratejiler; doğum öncesi bakım yöntemleri, protein / enerji takviyesi, anemi tedavisi, vitamin / mineral takviyesi, balık yağı takviyesi

önleme ve tedavi; Hipertansif bozukluklar, Fetal uzlaşma enfeksiyon.

Aşağıdaki müdahaleler için faydalanmanın güçlü kanıtları vardır: dengeli protein / enerji takviyesi, anne sigara kullanımını azaltmak idrar yolu enfeksiyonları ve önlemek ve antimalarial profilaksi için antibiyotik yönetim IUGR risk azalmasını gösteren diğer bazı müdahalelerde istatistiksel olarak anlamlı bulunmaktadır.

Gözetim-

Doğum vuku bulmadıkça tedavi başladığında fetus gözetim altına alınmalıdır.                              Burada amaç fetusun uterus içersinde kalmasının doğmasından daha fazla zarar verebileceği hastalık oluşumunun daha fazla ilerlemeden tespit edilmesidir. Faydalı 4 test vardır:Non-Stres Testi, amnion sıvısı Endeksi, umbilikal arter doppleri & Biyofiziksel Profili, her biri iyilik halinin farklı yönlerini değerlendirir.. Testlerin  kombinasyonu izole bir testten daha iyidir.

Non- Stress Test (NST)

Bu basit testi yapmak IUGR’lı fetusların iyilik halinin saptamada ilk kullanılacak testtir.Kalp hızını tespit eden bir monitör yardımıyla fetal hareket ile fetal kalp hızındaki değişimler belirlenecektir. Eğer kalp hızı 15 saniye süreyle 15 atımdan fazla artarsa, bu  test reaktif olarak kabul edilir. Eğer kalp hızı, hızlanmaz, düz kalır veya azalırsa, o zaman bu anormal bir testtir. Bu testin sorunu testin hastalığın geç döneminde değişmesi olup,kötü sonuçların erken tanınmasına imkan vermemesidir.

Amniotic Fluid Index (AFI)

Amniyotik sıvı dört cebinin dikey derinliği USG tarafından, toplam AFI’yi elde etmek için ölçülür. Bu yöntem zaman ile amniyotik sıvı değişikliklerin karşılaştırılmasına imkan verir. Normal fetusta AFI nispeten sabit kalır. IUGR’li fetusta AFİ yavaş yavaş  veya aniden azalabilir.AFI’de azalma non-stres testi değişikliklerinden önce görülebilir.

Amniotic Fluid Index (AFI)

Eğer 35 haftadan sonra AFI 8’in altına inerse son zamanlardaki görüşe göre yakın zamanda doğum başlayacaktır.

Umbilikal arter doppleri-

IUGR teşhis edildiğinde sırasıyla umbilikal arter doppler değerleri rezistan indeksinin artışına veya azalışına göre değerlendirilecektir.Eğer yükseliyorsa bu kötüleşen bir duruma işaret etmektedir.

Biofizik profil-

Bu test ile fetal hareket, solunum, kas tonusu, NST ve AFI birleştirir. Eğer test normalse 2 puan eğer anormal ise 0 puan verilir. 6 puan veya daha az ise fetusun olumsuz sonuç için risk altında olduğunu göstermektedir.. Biyofizik profil faydalı bir test olsa da anormalleştiğinde fetus zaten biraz zarar görmüş olabilir.

Tedavi

IUGR’nin birçok sebebi olduğundan bir tedavisi yoktur,daima ilerlemeye devam eder.IUGR’nin birçok nedeni vardır, tedavi ya fetusun doğurtulması veya rahim içinde bırakıldığında uterusa kan akışını düzeltilmesidir.. Kan akışı artarsa, oksijen ve diğer besinlerin fetusa ulaşımı sağlanır. Eğer fetus bu maddeleri alamazsa büyüme ve gelişmesinde bozulmayla sonuçlanır. Eğer IUGR plasenta ile ilgili bir soruna bağlıysa ve bebek sağlıklıysa problemin erken tanı ve tedavisi kötü sonuçların ortaya çıkma şansını azaltacaktır. Fetal büyümeyi düzelten bir tedavi yoktur fakat termde veya terme yakın bebeklerde mümkün olan en erken sürede doğurtulmasıyla en iyi sonucu almak mümkündür.

Annenin yatak istirahati-

Bu IUGR tedavisindeki ilk yaklaşımdır. Yatak istirahatinin yararı rahime akan kan miktarını arttırmasıdır.Çalışmalar evde yatak istirahatinin hastane ortamında yatak istirahati kadar etkili olduğunu göstermiştir.

Aspirin tedavisi-

Aspirin kullanımı IUGR’lı fetusların tedavisinde hala tartışmalıdır. Eğer aspirin kullanılırsa hastaların 20. Gebelik haftasından önce aspirin tedavisine başlamaları avantajlıdır,3.trimestrede başlanmasının ise minimal birf aydası vardır. Günümüzde düşük riskli hastalar için önleme biçimi olarak tavsiye edilmez.

Tedavinin diğer şekilleri

Besin takviyesi, çinko takviyesi, balık yağı, hormonlar ve oksijen tedavisi gibi diğer tedavi şekilleri üzerinde çalışmalar yapılmıştır. IUGR tedavisinde bu yöntemleri kullanımı ile ilgili sınırlı çalışmalar mevcuttur.

İdeal doğum zamanının tespiti-

Prematurite Riski                             IUD Riski

DIFFICULT EXTRA UTERINE                   HOSTILE INTRAUTERINE EXISTENCEENVIRONMENT

IUGR’ın kısa süreli riskleri-

Perinatal morbidite ve mortaliteyi arttırır.(Intra uterin / intrapartum ölüm.) Intrapartuum fetal asidoz ile karakterize olan bulgular:. Geç yavaşlama. Şiddetli değişken yavaşlama. Beat to beat değişkenlik Bradikardi episodları Intrapartum fetal asidoz IUGR’lı bebeklerin % 40 kadarında oluşur ve LSCS insidansının yükselmesine yol açar. IUGR bebeklerin asfiksi, asidoz, mekonyum aspirasyonu sendromu, enfeksiyon, hipoglisemi, hipotermi, ani bebek ölümü sendromu gibi yenidoğan komplikasyonları nedeniyle ölme riski artmıştır. IUGR bebeklerin bozulmuş immunitelerinden dolay enfeksiyonlardan etkilenme olasılığı artmıştır.

Uzun süreli prognoz-

IUGR’dan muzdarip bebeklerin ölüm riski , düşük kan şekeri, düşük vücut ısısı, ve anormal sinir sisteminin gelişimi nedeniyle artmıştır.Bu riskler gelişme geriliğinin ciddiyetine bağlı olarak artar. Doğum sonrası büyüme kesinlikle bebekğin doğduğundaki büyüklüğüne göre tahmin edilemez. Asimetrik IUGR olan bebeklerin uzamış simetrik IUGR’dan muzdarip olan bebeklere göre doğumdan sonra büyüme eğrisini yakalama şansları daha yüksektir. Eğer IUGR bir hastalık veya bir genetik kusur ile ilgili ise, bebeğin geleceği hastalığın tabiatı ve şiddeti ile  ilgilidir. IUGR bebeklerin normal doğum ağırlıklı olanlardan daha küçük kalması muhtemeldir. Onlara bebeklik ve erken çocukluk döneminde, temel sağlık, beslenme ve sosyal hizmetler yönünden özel dikkat gösterilmesi gerekir. IUGR’nin etkileri yaşam boyu devam edebilir.Vücutsal büyüme, kompozisyon ve fiziksel performans. Immunocompetence:IUGR’ın yetişkin başlangıçlı diyabet ve kardiyovasküler hastalıklar gibi dejeneratif hastalıklara yatkınlıklığı görülmektedir.. Her vaka tek başına değerlendirilir.Bebeğin gelecekteki gelişimi  tahmin edemez.




GEBELİK BOYUNCA BEBEĞİN GELİŞİMİ





Normal bir gebelik son adet tarihinden itibaren 40 hafta ya da 280 gün veya diğer bir deyişle 9 ay 10 gün sürer. Ayrıca gebelik dönemi birbirinden kesin sınırlarla ayrılmayan ama değerlendirme açısından oldukça faydalı olan 3 ana bölümde de incelenir. Bunlara üçer aylar (trimester) denir. Birinci üç ay boyunca cenine embriyo adı verilir ve organ gelişimlerinin esas olarak gerçekleştiği ve dolayısıyla bebeğin dış etkilere en hassas olduğu dönemdir. Düşük riski de yine en büyük sıklıkla bu dönemde gözlenir.

Dikkat! Daha gebeliğin yeni anlaşıldığı hatta gebe kalmayı planladıkları tarihten 3 ay önceden başlamak üzere anne adaylarının folik asit adındaki vitamini almaya başlamaları bebeğin  beyin ve omuriliğinde oluşabilecek problemlerin azaltılmasında önemli olduğu bildirilmektedir.

En iyi doğal folik asit kaynakları yeşil yapraklı sebzeler, pancar, brokoli, bamya ve kuru baklagillerdir. Ancak gebe kalındığı anlaşıldıktan sonra bu besinlere ek olarak mutlaka ilaç tarzında folik asit de alınmalıdır.

Kolay gebe kalmak için.ne yapabilirim?

Gebe kalınıp kalınamayacağı şüphesiz ki önceden bilinemez. Elbette yapılan incelemelerde rahmi, yumurtalıkları ya da testisleri olmayan çiftlerde doğal olarak gebelik olmayacağı bellidir. Ancak anatomik olarak hiçbir problem olmasa bile korunmasız geçen bir yılın sonunda çiftlerin %15’inde açıklanamayan bir şekilde infertilite (kısırlık) problemi tespit edilir,

1-Korunmayı bırak:. Uygulanan yönteme bağlı olarak üreme yeteneğinin geri dönmesi 0-3 ay kadar sürebilir. Örneğin uzun etkili korunma iğneleri kullananlarda 3-4 ay kadar bir süre gebelik oluşmayabilir. Spiralin çıkarılması, doğum kontrol hapının bırakılmasını takiben ise ertesi ay gebelik oluşabilir.

2-Düzenli bir cinsel yaşam:Haftada en az 2-3 cinsel ilişki olmalıdır.Bu şekildeki çiftlerin %70'i 6 ay içinde gebelik elde eder. hiçbir doğurganlık problemine sahip olmayan ve korunmayan bir çiftin ortalama hamile kalma şansı, her adet döneminde %25 civarındadır. 3- Kayganlaştırıcı olarak tükürük veya diğer krem vs. gibi maddelerin kullanılması spermlere zarar vererek hamileliği zorlaştırabilir.

4- Yer çekiminin etkisiyle ayakta veya oturur pozisyonda kurulan ilişkide ya da ilişkiden hemen sonra ayağa kalkıldığında spermlerin rahim ağzındaki açıklıktan geçmeleri zorlaşır, ilişki sonrası kadının bir süre sırt üstü yatması hamilelik ihtimalini artırabilir. 5- Hamilelik ve öncesindeki dönemde çiftlerin yüksek ısıya maruz kalmaktan kaçınmaları da uygun olur. Saunadan ve çok sıcak suyla banyo yapmaktan kaçınılmalıdır. Ayrıca bilgisayar ve televizyon ekranlarından yayılan elektromanyetik alanın da hamilelere zararlı olabileceği düşünülmektedir. Bu zararlı etkiden korunmak için bilgisayar ekranından en az 80 cm. uzakta oturulması önerilir. Özellikle monitörlerin arka bölgelerinden uzakta oturmak gerekir.

Gebe kalmak için en uygun dönem 28 günde bir adet gören kadında kanamanın başlangıcından itibaren 12-15. günlerdir. Çünkü bu dönemlerde sağlıklı bir kadının yumurtlaması olacaktır.

Çiftlerin %15 inde 1 yılın sonunda gebelik olmaz. Bu çiftlerin infertilite araştırılması açısından hekime müracaatı gerekir.

Yumurtladığımı anlayabilirmiyim?

Göğüslerde hassasiyet, karın bölgesi ve kasıklarda ağrı ve rahatsızlık hissi, vajinal akıntıların ve vajinada ıslaklığın artması gibi şikayetler yumurtlamanın gerçekleştiğinin işaretleridir. Ayrıca yumurtlama belirleme testi ve vücut ısısı takibiyle de yumurtlama olup olmadığı daha net nolarak anlaşılabilir.

Acaba Gebe miyim ?

Hamile kaldığınız ilk andan itibaren bedeninizde aslında önemli değişiklikler olmaya başlamıştır. Ama bu farklılığı çoğu zaman ilk günden itibaren anlamanız pek mümkün değildir. Bazı kadınlarda hemen hemen hiçbir bulgu olmamasına karşın çoğunlukla bebeği büyütmeye çalışan vücudunuzda az ya da çok bazı belirtiler görülür. Genel olarak, başı dönen, midesi bulanan kadınların hamile olabileceği fikri yaygındır… Bu gebelik hormonuna verilen vücudun bir tepkisidir.

İlk farklılık adet düzenindeki değişikliktir. Adet kanamanız beklediğiniz tarihte gelmiyorsa, hamilelik olabileceği düşünülebilir. Bunu anlamanın tek yolu ise aşağıda belirtilen kanda gebelik Beta HCG (ß-hCG) testidir.

Gebeyseniz;

1 Bulantı, göğüslerinizde dolgunluk, hassasiyet, meme başında karıncalanma hissi olabilir, meme ucunda koyulaşma görebilirsiniz. 2 Karnınızın alt kısmında dolgunluk, şişkinlik ve bazen hassasiyet gibi farklılıklar oluşabilir. 3 Kendinizi yorgun hissedebilir, daha çok uyumak isteyebilirsiniz. Bunun yanında baş dönmesi görülebilir. 4 Sık sık idrara çıkma ihtiyacı duyabilirsiniz. 4 Vajina salgılarınızda artma hissedebilirsiniz.

Vücudunuzda hissettiğiniz bu değişiklikler muhtemel bir gebeliğin habercisidir. Ancak elbette hamile miyim, sorusunun kesin cevabı değildir. Bu sorunun cevabını kesin olarak öğrenmeniz için bazı testler yaptırılabilir ya da jinekoloğunuza giderek muayene etmesini ve ultrasonografi ile bakmasını talep edebilirsiniz.

Gebelik Testleri Nelerdir ?

Döllenen yumurta rahimde yerleştiği andan itibaren hCG (Human Chorionic Gonadotropin) adı verilen bir hormonu salgılamaya başlar. Normalde kanda ve idrarda belirli miktarda bulunan bu hormonunu arttığının tespit edilmesi çok özel bazı istisnalar haricinde hamile olduğunuzun kesin kanıtıdır. 1-İdrar ve kan testleri:

Kanınızda bulunan gebelik hormonu hCG belli bir seviyeye ulaştığında idrarda çıkmaya başlar.. İdrarda yapılan bu testlerin amacı, hCG’ nin varlığının ya da yokluğunun saptanmasına dayanır. İdrar testleri ile adet gecikmeniz eğer 1 hafta ve daha fazlaysa oldukça güvenilirdir. Ancak kanda bakılan gebelik hormonu kadar kesin bir cevap veremez.Kan testi sadece gebeliğin varlığını değil, hormonun düzeyini de göstermesi sebebiyle gebeliğin gidişatı hakkında da bize bilgi verir. HCG hormonun gebeliğe özel olan alt biriminin adı Beta HCG (BHCG) dir ve kesin olarak gebelik olup olmadığını belirtir. Bunun tek istisnası yumurtalık tümörlerinin çok çok nadir görülen bir şeklinde(koryokarsinoma) aynı hormonun salınması durumudur. Dolayısıyla BetaHCG (B-HCG) hormonu gebeliğe özgüdür denilebilir. Kan testiyle daha adet gecikmesi bile olmadan gebe olup olmadığınızı anlamanız mümkündür.

Ultrasonografi ile Gebelik Tanısı Nasıl,Nezaman mümkündür?

Ultrasonografi ile gebelik tanısı gebelik kesesinin görülmesine dayanır. Adet gecikmesi bir haftayı bulduğunda vajinal ultrasonla,10 günü bulduğunda ise Karından yapılan ultrasonografi ile gebelik kesesini görmek mümkündür. Yaklaşık 15 günlük bir gecikme varlığında ise gebelik kesesi içersinde bebeği de görmek mümkündür.Kalp atışları ise 3 haftalık bir gecikmede gözlenebilir.

Gebe Kalmadan Önce Ne yapılmalıdır:

1-Hamilelik öncesi muayenedeki amaç nedir?

    İdeal olan gebeliği planladığınız zamandan 3 ay öncesinde hekim kontrolüne girmek ve mümkünse bilinçli ve planlayarak gebe kalmaktır. Çünkü gebe kaldığınızı bilmediğiniz ilk haftalar, bebeğinizin gelişiminin en kolay etkileneceği dönemdir. Gebelikte yapılan takip kadar gebelik öncesi muayene ve danışma da önemlidir. Buradaki amaçlardan bir tanesi bilinen veya bilinmeyen bir hastalığın gebeliği ne oranda etkileyeceğinin ya da bu hastalığın gebelikten ne oranda etkileneceğinin ortaya konulmasıdır.

• Hamile kalmadan önce doktor kontrolüne gitmenin anne adayı ve doğacak çocuk için ne gibi faydaları vardır?

Gebelik kadın vücudunun aslında alışık olmadığı ve bir anlamda yük getiren bir olaydır. Elbette sağlıklı bir gebelik dönemi ve sağlıklı bir çocuk için de annenin tam anlamıyla sağlıklı olması gerekmektedir. Bilinen bir hastalık (şeker, yüksek tansiyon gibi) durumlarında bu muayenenin önemi daha da aşikardır.

• Muayenede jinekolojik öykünün önemi nedir?

Gebe kalmayı arzulayan ve bu amaçla da korunmayı bırakan kadınların geçmişte geçirmiş oldukları özellikle ciddi düzeydeki kadın hastalıkları gebe kalıp kalamayacakları açısından önem taşımaktadır. Örneğin daha önce rahim, yumurtalık ya da tüplerle ilişkili bir operasyon geçirmiş kişilerin bu bilgileri doktorlarına mutlaka iletmeleri gerekmektedir.

• Bilinen herhangi bir hastalığı olmayan kişilerde yapılması gereken testler ve tetkikler nelerdir?

    Jinekolojik muayene ve ultrasonografi ile rahim ve yumurtalıklar değerlendirilir. Eğer gerekli görülürse smear testi uygulanır. Bazı temel laboratuvar testleri ile karaciğer, böbrek fonksiyonları ve kronik hastalık varlığı (Şeker, hepatit gibi) araştırılır. Herhangi bir sebepten dolayı sürekli kullanılan ilaçlar varsa gebelik döneminde kullanılmalarının uygun olup olmadığı değerlendirilir. Anne ve baba adayının kendilerinde veya yakınlarında kalıtsal özellik gösterebilecek bir hastalığın var olup olmadığı araştırılır Anne adayının genel bir muayenesi yapılarak herhangi bir hastalığı olup olmadığı araştırılır. Herhangi bir sorun saptandığında ise ilgili uzman doktorla görüşülerek bu problemin önemi ve gebeliği ne oranda etkileyebileceği araştırılır • Daha önce yaşanmış hamilelik ve bunların sonuçlarının incelenmesi nasıl bir önem taşır? Daha önceden yaşanan gebelikler ile bunların sonuçları ile ilgili bilgiler, planlanan veya gerçekleşmiş gebeliğin nasıl seyredeceği hakkında önemli ipuçları verebilir. Erken doğum ya da tansiyon yükselmesi gibi bazı problemlerin sonraki gebelikte de tekrarlama riski olduğundan bunlar mutlaka bilinmelidir. Ayrıca bebeklerin doğum haftaları, kiloları, doğum şekli, kaç saat sürdüğü, doğumda zorluk yaşanıp yaşanmadığı, detaylı olarak değerlendirilir. Özellikle daha önceden tekrarlayan düşükler, sakat bebek, zeka özürlü bebek dünyaya getirme ya da ölü doğum gibi olaylar varsa doktorunuz yeniden hamile kalamadan önce sizi mutlaka detaylı olarak değerlendirecektir.

• Baba adayının alışkanlıkları eşini ve doğacak çocuğu nasıl etkiler?

Öncelikle bilinmelidir ki gebe kalabilmek için erkeğin de spermlerinin sayı ve hareketinin yeterli düzeyde olması gerekir. Baba adayı eğer ağır bir sigara veya alkol tüketicisi ise bu mutlaka spermlerinin kalitesini ve hatta spermlerin genetik yapısını dahi etkileyebilecektir. Dolayısıyla ideal olan bu tür alışkanlıkların sadece kadın tarafından değil erkek tarafından da bırakılmasıdır.

• Çocuk sahibi olmak isteyen kişiler nasıl beslenmelidir?

Folik asit alımına başlayınız. Daha gebeliğin yeni anlaşıldığı hatta gebe kalma olasılığının olduğuya da gebe kalınmak istendiği günlerden itibaren anne adaylarının yapmaları gereken şey; folik asit adındaki vitamini almaya başlamalarıdır. Folik asit desteğinin önerilme nedeni ise beyin ve omurilikde oluşabilecek problemlerin önlenmesidir. En iyi doğal folik asit kaynakları yeşil yapraklı sebzeler, taze sıkılmış meyve suları, pancar, brokoli, bamya ve kuru baklagillerdir. Ancak hiç olmazsa gebe kalındığı anlaşıldıktan sonra bu besinlere ek olarak mutlaka ilaç tarzında folik asit de alınmalıdır. Ayrıca yapay tatlandırıcılar, kafein gibi pek çok maddenin kullanımı da minimal düzeye indirilmelidir. Eğer kilo fazlanız varsa bunlardan kurtulmak için en iyi dönem gebelik öncesidir.

• Hamile kalmaya çalışan anne adaylarının hayatındaki stres bu süreci olumsuz etkiler mi?

Psiklojik her türlü sorun doğrudan kadının bu hassas hormonal dengesini etkileyerek yumurtlama fonksiyonunu bozabilir. Dolayısıyla da gebe kalma ihtimalini azaltır.

• Kadınlar, hamile kalmaya karar vermeden önce alkol ve sigarayı bırakmalı mıdır? NE kadar önce bırakmalıdır? Alkol ve sigara sperm kalitesini bozar mı?

İlk yapılacak işlerden biri olarak sigarayı bırakınız. Çünkü sigara içen kadınlarda gebe kalmada güçlük, gebe kalındığında da düşük olasılığında artış, erken doğumlar, düşük kilolu bebekler dünyaya getirme ve hatta anne karnında bebek ölümlerinin fazlalaştığı bilinmektedir. Tüm bu istenmeyen olaylar fazlaca sigara ve alkol tüketiminde söz konusu olduğu için en az birkaç ay önce sigara ve alkolün bırakılmış olması önerilmektedir.

 Alkolün ve sigaranın sperm kalitesine kötü etkileri olduğu uzun süredir bilinmektedir.

• Hamile kalabilmek için ne sıklıkta seks yapmak gerekir?

Spermlerin kadın vücudundaki yaşam süreleri ve yumurtayı yakalayabilmeleri göz önüne alındığında optimum sayı haftada 3 ya da gün aşırı ilişkidir. Ancak her gün ilişkide bulunan çiftlerde de gebe kalma sıklığı yüksek olmaktadır. En önemli konu ise yumurtlamanın olduğu günlere yakın dönemde yani iki adetin arasına rastlayan dönemde ilişki olmasıdır.

• Uygun pozisyonlar nelerdir?

Her türlü pozisyon gebelik açısından mümkündür ancak spermlerin dışarı akmaması amacıyla genellikle erkeğin üstte olduğu pozisyonlar tercih edilmelidir.

• Seks sırasında ve sonrasında neler yapmak gerekir? (Pelvik kaslarının altına yastık koyma...)

Boşalma sonrasında bir miktar spermin dışarı kaçması aslında normaldir. Yine de bunu minimal oranda tutmak için kalçaların yükseltilmesi, en az 5 dakika yatılması, vaginal duş yapılmaması sayılabilir.

Gebelik Takibi Nasıl Oluyor ?

Gebe Kaldıktan sonra mutlaka düzenli olarak doktor kontrollerine gitmelisiniz. Bu hem sizin hem de bebeğinizin beklenmeyen bir problem yaşamamasında en önemli faktördür.

Elbette gebelik ve doğum kendi kendine işleyen doğal birer fizyolojik süreçtir, ancak ortaya çıkabilecek sıkıntıları başında farketmek ve düzelmesi için gerekli önlemleri zamanında almakla pekçok sorun daha doğmadan halledilir.

Doktor kontrolüne ne sıklıkla gidilmeli ?

Anne karnında tek fetusun bulunduğu ve annenin daha önceden bir hastalığının (kalp hastalığı, diabet, hipertansiyon, böbrek hastalığı gibi) bulunmadığı gebelikleri başlangıçta normalde ayda bir kez hekimin görerek değerlendirmesi yeterlidir. 36. Haftadan sonra ise 2 haftada 1gebenin görülmesi yeterlidir. Muayeneler son dönemde kısa bile olsa fetusun durumunun biofizik profil denilen bir sistem kullanarak değerlendirilmesinde büyük fayda vardır.

İkiz gebeliklerde ya da daha sıkı takip gerektirebilecek bahsi geçen hastalıkların veya benzerlerinin bulunması durumunda ise hekimin kararına göre 2-3 haftada veya gerekirse her hafta da gebe görülebilir.

Bu kontrollerde hekiminiz kilonuzu ve tansiyonunuzu kaydedecek, şikayetlerinizi dinleyecek, bebeğin gelişimini değerlendirecek ve o dönemde yapılması gerekli testleri yaptırmanızı sizden isteyecektir.

Gebelik sürecinde 20-22. haftalarda detaylı ultrasonografik değerlendirme yapmaktayız. Fetusun tüm organları bu inceleme ile tek tek detaylı olarak değerlendirilmektedir.Fetal ekokardiografi ile kalbin 4 odacığı,büyük arter çıkışları vb izlenmektedir. Doppler Ultrasonografi ile bebeğin kan akım hızlarını yani bebeğin beslenme ve oksijenlenme durumunu da ayrıca değerlendirilmektedir. Ayrıca annede bir problem (gelişme geriliği, tansiyon yükselmesi gibi) saptanırsa Doppler USG önem kazanır. Bu gibi durumlarda seri Doppler Ultrason ölçümleri ile bebeğin beslenme durumu yakından takip edilir.

3 Boyutlu Ultrason Cihazı olarak adlandırılan cihaz ile bebeğin görüntülenmesi yapılmakta ve CD ile görüntüler anne adayına verilmektedir. Aşağıdaki görüntüler 3 Boyutlu ultrasonografi cihazı ile kaydedilmiştir.

Gebeliğe Başlarken

           Gebelik süresi kadının son adetinin ilk gününden itibaren hesaplanır ve tüm takiplerde ve programlarda bu hesap kullanılır.

Adetin  yaklaşık olarak 14-15. günlerde yumurta çatladığı dönemde ilişki olur ve yumurta sperm ile döllenirse yani embriyo oluşursa ve anne rahminin iç tabakasına tutunursa buna implantasyon ("yerleşme") adı verilir.

Bu dönemde artık gebelik gerçek anlamıyla başlamıştır. Döllenen yumurta hücre sayısını süratle arttırarak çoğalmaya devam ederken bir taraftan da ana rahmine doğru yol almaktadır. Yaklaşık döllenmeden sonraki 5.-6. günlerde uygun olan bir noktada rahim iç tabakasına tutunur ve gelişimini burada sürdürmeye devam eder.

Bu arada hücrelerin bir kısmı çocuğu besleyecek olan ve plasenta denilen (halk arasında çocuğun “eşi” diye tabir edilir) yapıyı oluşturmaya başlar ve gebelik boyunca bebek, kendine gerekli olan besin maddelerini ve oksijeni bu organ yoluyla annesinden alır. Plasenta ve rahim içinde onu sarmalayan amniyotik kese denilen yapı oluşmaya başlar.

İlk ayın sonunda embriyo yaklaşık olarak 2.5 -3 mm kadardır. Kalp ve damar sistemi bebeğin yaşayabilmesi ve gelişebilmesi için ilk haftalarda gelişen sistemdir ve vaginadan bakılan ultrasonografi cihazı ile en erken 6-7 haftalık bir embriyoda kalp hareketleri görülebilir. Birkaç milimetre kadar küçük olan bebeğin kalbi atmaya başlamıştır!.

Bazı kadınlarda nadiren embriyonun ana rahmine düştüğü dönemde lekelenme tarzında bir kanama görülebilir. Bu ayın sonunda bulantılar da yavaş yavaş başlamıştır..

Embriyo rahim iç tabakasına yerleştikten sonra hCG (human koryonik gonadotropin) adı verilen gebelik hormonunu salgılamaya başlar. Gebelik oluştuktan sonra ilk salgılanan hormon budur.

Bulantılara da esas olarak bu hormonun sebep olduğu düşünülmektedir. Eğer gebelik beklentisi varsa ya da tedavi uygulanmışsa (aşılama ya da tüp bebek yöntemi gibi) 3. haftanın sonunda yani yerleşme olduktan sonra kanda bu hormonun (ß-hCG) ölçümüyle hamilelik tanısı henüz adet gecikmesi olmadan bile konabilir. Tedavi altındaki kadınlarda kanda yapılan ölçümlerde bazen bu hormonun önce yükseldiği ancak sonradan düştüğü görülebilir. Buna biyokimyasal gebelik yani klinik olmayan gebelik adı verilir.

Aslında araştırmalar doğal gebeliklerin önemli bir bölümünün oluştuktan sonra bu şekilde çok erken bir zamanda kendiliğinden sonlandığını göstermektedir. Kanda hormon takibi yapılmadığından bu gebeliklerin bir çoğunun farkına bile varılmaz. Bazen birkaç günlük bir gecikmeyi takiben adet gelir eğer tahlil yapılmazsa bu durum anlaşılmaz.

Klinik olarak anlaşılan düşükler tüm gebeliklerin % 15 kadarını oluşturmaktadır.

Yani bir başka deyişle gebe kaldığını anlayan ve bunu tespit eden kadınların % 15’i düşük yapmaktadır. Oysa henüz anlaşılmayan çok erken dönem gebelikleri de katarsak tüm gebeliklerin yaklaşık % 50’si düşükle sonuçlanır. Bu da doğanın dengeleyici bir eleme yöntemi olsa gerektir.

Gebelikte 2. Ay

Bu gebelik ayına girildiğinde anne adayları artık gebe olduklarını bilirler (çok düzensiz adet gören bazı kadınların dışında..) Artık bebeğinizin gelişmesi hızlanmaya başlamıştır. Göbek kordonu, gözler, kulaklar, ağız, burun, parmaklar artık tomurcuklar halinde ortaya çıkmaya başlamıştır. Kalp, gelişmekte olan organlara kan pompalamaya devam etmektedir. Embriyo yaklaşık olarak 1,5 -2 cm kadar olmuş yani kabaca bir fasülye büyüklüğüne ulaşmıştır.

Teni ve sinir sistemi oluşmaya başlamıştır. Kafası gövdesine oranla oldukça büyüktür, çünkü bu dönemde sinir sistemi hızla gelişmektedir. Tiroid bezi gelişimini sürdürür, lenfatik sistem oluşmaya başlar. Kalbi ortalama 150-160 vuru / dakika hızıyla atmaktadır. Bu dönemin sonlarına doğru bebeğin hareket ettiği de gözlenebilir. Etrafındaki sıvı tabakası onu her türlü dış etkiden korumaktadır.

Anne adaylarının bulantıları da had safhaya ulaşmıştır. Çoğu kadın bulantı ve bazen olan kusmalarla mücadele etmeyi başarır. Canının çektiği yiyecekleri yiyip, rahatsız edici kokulardan kaçarak,az ve sık yiyerek, kuru yiyecekleri tercih ederek ve da biraz sabırla bu dönemi kolaylıkla atlatabilir..

Sperm yumurtanın içine girdikten sonra spermin 23 kromozomluk ve X kromozomuna sahip genetik materyaliyle yumurtanın 23 kromozomluk genetik yapısı birleşir ve 46 kromozomluk dişi bir hücre oluşur. Eğer sperm Y kromozomuna sahip ise bu kez erkek bir bebeğe gebe kalınır. Dolayısıyla cinsiyeti belirleyen erkek yani babadır.

Anne adayları unutmamalıdırlar ki gebelik normal yaşantıyı değiştirmeyi gerektirmez. Ancak gebe kadın, mümkün olduğunca huzurlu bir ortamda yaşamalı ve olabildiğince dengeli beslenmelidir. Ve belki de en önemlisi, içinde gelişmekte olan bir canlı olduğunu bilerek ona ne zarar vereceği tam bilinmeyen yapay, kimyasal maddelerden uzak durmalı ve mümkün olduğunca doğal beslenmeye, konserve yiyecekler ve boyalı ve katkı maddesi içeren besinler almamaya gayret etmelidir. Sigara ve alkolün alınmamasını söylemeye gerek yok her halde..

Çoğu kadında hamileliğinin ilk bulgusu geciken adet kanamasıdır. Fakat her kadın düzenli bir adete sahip olmadığından ve adet kanamaları hastalıklar, mevsimsel değişiklikler, stresten oldukça etkilenebildiğinden diğer belirti ve bulguların da görülmesi gerekir. Adet gecikmesiyle birlikte ilk gebelik bulguları da yavaş yavaş ortaya çıkmaya başlamıştır. Bulantı, göğüslerde dolgunluk ve hassasiyet, uykuya eğilim, bel ağrısı, sık idrara çıkma ve psikolojik değişiklikler olabilir.

Gebelikte ultrason incelemesi ne zaman yapılmalı?

Herhangi bir anormallik saptandığında ya da normal olmayan bir durumdan şüphelenildiğinde ultrason incelemesi yapılabilir. Herşeyin normal olduğu durumlarda ise adet gecikmesinden 1-2 hafta sonra gebelik varlığının saptanması ve bu gebeliğin rahim içinde yerleşmiş normal bir gebelik olduğunun gösterilmesi için ultrason incelemesi yapılır. Bunun dışında her kontrolde ultrasonografi yapılabilir.

Göğüslerdeki değişikliğin ve aslında vücuttaki pekçok değişikliğin sebebi gebelik nedeniyle salgılanan hormonlardaki değişmelerdir.

Gebelik kesesinin gözlendiği 5. haftada fetusu görmek mümkün olmayabilir bunu genellikle 1 hafta sonra yapılacak ikinci bir incelemede görmek mümkündür.

Bu arada unutulmaması gereken önemli bir konu da vaginal ya da karından yapılan ultrasonografik incelemenin fetusa hiçbir zararı olmadığıdır. Ancak doppler ultrasonografi (kan akım hızlarının) incelemesi konusunda yeterli bilgi olmadığından ilk 3 ay içersinde çok gerekmedikçe kullanılmamalıdır. Aynı şekilde jinekolojik muayenenin de gebeliğe bir zararı yoktur..tıpkı cinsel ilişkinin de bir zararı olmadığı gibi..

1. üç ayda bu kayıpların cinsel ilişki nedeni ile olmadığı, fetusdaki genetik bozukluklara bağlı olduğu bilinmektedir.

Gebelikte cinsel ilişkinin ayrıca rahim ağzının açılmasını kolaylaştıracağı ve erken doğuma neden olacağı, damarların açılıp kanama olacağı, cinsel organın bebeğin başına deyip zarar vereceği gibi asılsız düşünceler nedeniyle çiftler cinsellikten uzak dururlar. Her ne kadar orgazm (boşalma) rahim kasılmalarına yol açsa da bunlar doğumu başlatmaz ve erken doğuma neden olmaz.

Cinsel ilişkide erkek cinsel organının bebekle fiziksel olarak teması yoktur. Anne karnındaki bebek rahim kasları, içinde bulunduğu gebelik kesesi ve kese içindeki sıvı ile darbelere karşı koruma altındadır. Rahim ağzı kanalındaki (servikal kanal) salgıların koyulaşması ile oluşan mukus tıkaçı bakterilerin ve semenin (sperm) rahim içine girmesini engelleyen bir bariyer oluşturur.

Cinselliğe engel oluşturacak tıbbi problemler olmadıkça gebelik süresince hatta son güne kadar cinsel ilişki yasak değildir. Gebeler cinsel ilişkinin zararlı olabileceği koşulları kendi kendine değerlendirebilecek bilgi donanımından yoksun oldukları için bu konuda kadınlar en sağlıklı bilgileri kadın doğum uzmanlarından alabilirler.

Aşağıda belirtilen şartlar haricinde gebelere cinsel ilişki yasak değildir:

1- Gebelik kesesinin erken açıldığı, suların erken geldiği durumlar 2- Vajinal kanama 3- Önceki gebeliklerde erken doğum tehdidi öyküsü ve şimdiki gebelikte erken doğum tehdidi 4- Partnerin cinsel yolla bulaşan hastalık taşıyıcısı olması 5- Plasenta previa (çocuğun eşinin önde olması ve rahim ağzı kanalını kapattığı durumlar) 6- Çoğul gebelikte gebeliğin son aylarında 7- Kadın doğum uzmanınızca cinselliğe yasak getirilen diğer durumlar.

1.Trimestr  embriyonun organ taslakları şekillendiğinden mümkün olduğu kadar ilaç kullanılmaması gerekmektedir. Ayrıca röntgen filmi gerektiginde kadınların mutlaka gebe olduklarini belirtmeleri gerekir. Olumsuz çevre faktörlerinden ve asırı sıcaktan (sauna,küvet içerisinde sıcak banyo vb),uzak durulmalıdır. Ateşli hastalık geçirmeniz durumunda ise hekime basvurarak uygun ates düşürücü ve antibiotiklerle mutlaka tedavi olmanız gereklidir.

Az az ve sık sık yemek yenilmesi, kuru gıdalar tercih edilmesi, gebenin canının istediği şeyleri yemesi ile genellikle bulantıların fazla olduğu bu dönem atlatılır. Ancak bulantı kusmaların önü alınamadığında ve kişinin metabolizmasını bozacak kadar ielrlediğinde doktor tavsiyesiyle bazı ilaçlar yararlı olabilir. Gebelikte bulantı ve kusmaya (sabah hastalığı adı verilir) sık rastlanırken bu kadar aşırı bulantı ve kusmalara gebeliklerin ancak %1’inden daha azında rastlanır.

Her bulantı ve kusmayı gebeliğe bağlamak da doğru değildir. Özellikle çok şiddetli olan ve tedaviye cevap vermeyen bulantı ve kusmalarda, ya da gebeliğin ilerki dönemlerinde ortaya çıkan bulantı kusmalarda aynı belirtilere yol açabilecek diğer hastalıklar da düşünülmelidir.[Üzüm gebeliği, hepatit (karaciğer iltihabı), safra taşı, pankreatit (pankreas iltihabı), mide ülseri, hipertiroidi (tiroid bezinin aşırı çalışması) gibi hastalıklar] Gebeliğe bağlı bulantı kusmalar aslında sağlıklı gebeliklerde görüldüğünden bir açıdan çok da üzünülmemesi gereken bir durumdur. Ancak annede kilo kaybı, elektrolit dengesizlikleri, besin ve vitaminlerin yetersiz alınması durumunda bebekte gelişme geriliği gibi olumsuz koşullar da gelişebilmektedir. Şiddetli bulantı ve kusmalar nadiren hastaneye yatmayı ve damardan sıvı tedavisini de gerektirebilir.

Bebek için yararlı ya da zararlı olabilecek özel bir liste oluşturmanın çok pratik bir anlamı yoktur. Çünkü gebelikte beslenmenin ana ilkesi dengeli beslenmedir Çevrenin gebeye gereğinden fazla yemesi için iyi niyetli bile olsa baskı yapması doğru olmayan bir tutumdur. Dolayısıyla gebelikte iki canlı olunduğundan iki kişi için yemek kavramı yanlıştır. Öte yandan gebelikte fazla kilo almamak amacıyla özel bir diyet de uygulanmamalıdır. Gebe kalmadan önce alınan gıdaya ek olarak hergün fazladan 1 tabak proteinli yemek ya da 1 yumurta, ayrıca 1 bardak süt, 1 dilim ekmek ve 1-2 tane de meyve mutlaka yenmelidir.

Bu aydan itibaren meme uçlarınızda koyulaşma ve memelerinizde dolgunluk ve büyüme, beraberinde ağrı ortaya çıkabilir. Memelerdeki dolgunluk size rahatsızlık veriyorsa sütyeninizi değiştirmeli ve memeleri iyi destekleyecek size uygun bir sütyen kullanmalısınız. Sütyen kullanmama ise bu şikayetin daha da artmasına neden olabilir.

Gebelikte 3. Ay

Bu dönemin başında rahim gebelikten önce annenin yumruğu kadar iken, şimdi ise yaklaşık olarak bir portakal büyüklüğüne ulaşmiştır. Kasıkta , karnın alt kisimlarinda gerilmekte ve büyümekte olan rahmin zaman zaman kasilmasi sonucu kramp tarzinda agrilar olabilir. Agrilar gittikçe siklasir ve kanama da olursa derhal doktorunuza başvurmalısınız.

Artık fetus adını alan ve yaklaşık 7.5 cm olan bebeğin genel hatları oluşmuştur ve giderek daha fazla insana benzemektedir. Gözler kafanın yan taraflarından ortaya doğru kaymaya başlar. Kulaklar normal pozisyonuna doğru hareketlenir.

Pek çok doğumsal sakatlığın oluştuğu dönem de artık geride kalmıştır.

Bütün organları ve kasları meydana çıkmış ve bu kaslar fonksiyonel hale gelmiştir. Yutmaya ve hareket etmeye başlamıştır. Parmakları belirir. Böbrekleri idrar üretmeye başlar. Başı hareket eder. Bütün iç organları çalışır durumdadır. Çişini yapabilir. Tırnaklar gelişmeye başlar. Bu aydan itibaren bebeğinizin ilaçlardan ve zararlı etkenlerden zarar görme olasılığı azalır. Cinsel organları cinsiyetini ortaya koyacak kadar gelişmiştir. Ancak ultrasonografide bu ayrımı yapmak zordur, yanılma payı yüksektir.

Genellikle bu dönemde ortaya çıkan şikayetlerden birisi de kabızlıktır. En basitten başlayarak kabızlığın tedavisi bol sıvı alımı, yürüyüş ve egzersiz, posalı yiyeceklerin, sebze ve meyvelerin tüketilmesi şeklindedir. Bu temel önlemlerle üstesinden gelinemeyen kabızlık durumunda barsaklardan emilmeyen ve çocuğa ulaşmayan maddeler içeren kabızlık giderici ilaçların kullanılması gerekebilir. Doktorunuza danışmanız yeterli olacaktır!.

Anne adayları bilmelidirler ki bu dönemin sonunda bebeklerini kaybetme olasılığı artık çok azalacaktır. Çünkü düşük yapma talihsizliği en sıklıkla ilk 3 ay içersinde görülür. Bu ayın sonunda bulantılar da azalacak ve gebelik daha keyifli bir döneme girecektir.

Göğüslerdeki dolgunluk ve hassasiyet bu gebelik ayında biraz daha artabilir. Yine artan gebelikhormonlarının etkisiyle mide yanması ve hazımsızlık gibi şikayetler de bu haftada ortaya çıkabilir. Gerekirse doktor tavsiyesiyle mide asidini alan ve barsaktan emilmeyen ilaçlar kullanılabilir ama belki de, eğer kişi alabiliyorsa en doğal ve faydalı anti-asit olan süt tercih edilmelidir.

Bu dönemde gebelik takibi yapan hekimlerin yapmaları gereken önemli testlerden bir tanesi ultrasonografi kullanılarak yapılan bebeğin ense derisi saydamlığının ölçülmesidir.

Eş zamanlı olarak kanda bakılan iki adet hormonun değerleri de bakılarak ve bir bilgisayar programı kullanılarak bebekte oluşabilecek başta down sendromu (mongolizm) olmak üzere bazı önemli kromozomal ve metabolik bozuklukların riskinde bir artış olup olmadığı belirlenir.[İkili test] Bu aya gelindiğinde, folik asit alımının temel sebebi olan beyin ve omurilik sistemi de kapanmasını tamamladığından artık folik asit almak artık gerekli değildir.

Gebelikte 4. Ay

            Bebeğinizin vücudu Lanugo adı verilen tüylerle örtülüdür. Kalp atışları ise net olarak duyulabilir. Artık ellerini ve ayaklarını rahatça hareket ettirmektedir ve ilk hareketlerini bu ayın sonuna doğru hissedebilirsiniz. İlk kez gebe kalan hanımlarda bebek hareketleri daha önce doğurmuşlara göre daha geç hissedilebilir. Gözleri, kulakları ve burnu artık iyice gelişmiş ve iskeleti kemikleşmeye başlamıştır, ancak cildi halen çok incedir. Cinsel organları gelişir. Uyku ve uyanıklık dönemlerine girmeye başlar. Bu ayın sonuna doğru boyu 10-12 cm kadar olmuş, ağırlığı ise 75-80 grama ulaşmıştır.

Bu dönemde anne adaylarının karnında ve kasıklarında zaman zaman çekilme batma tarzında ağrılar ortaya çıkabilir. Bu ağrılar büyümekte olan rahimin karın duvarı ile olan bağlarının gerilmesinden kaynaklanan ağrılardır ve çok da önemsenmemesi gerekir.

Anne adaylarının bu dönemde demir desteği almaları gerekmektedir. Dengeli ve bilinçli beslenen anne adaylarının ayrıca çoklu vitamin almaları ise şart değildir. Günde en az bir su bardağı süt içilmesi ise kesinlikle unutulmamalı..!

İlk üç ayı dolduran gebelerin düşük yapma riskleri de önemli ölçüde azalmış demektir. Bu aydan itibaren genellikle demir desteği gebelere verilmeye başlanır. Çünkü günlük demir gereksinimi gebelikte ortalama 30-60 mg. arasındadır ve bu miktarın tümünü besinlerle elde etmek zordur.

Demir depoları önceden de kısıtlı olan gebelerde demir takviyesi yapılmazsa halsizlik, çabuk yorulma, saçlarda zayıflık, tırnaklarda kırılma gibi kansızlık belirtileri ortaya çıkabilir. Ayrıca tavuk, kırmızı et, yumurta sarısı, ıspanak ve lahana gibi besinlerin de yüksek demir içeriğine sahip olduğunu bilmenizde ve bunları da sıkça tüketmenizde fayda vardır. Bu arada demir kullanan kişilerde dışkı renginin koyulaştığını da unutmayınız.

Kilo alımı her anne adayında önemli farklılıklar gösterir. Gebelikte alınan toplam kilonun en önemli belirleyicisi ise gebelik başlangıcındaki kilodur. Genellikle normalde alınan kilo tüm gebelik boyunca 10-15 kilo arasındadır. Bunun üzerinde kilo alımlarında bunun yağ olarak vücutta birikeceği ve gebelikten sonra da kolay kolay verilemeyeceği unutulmamalıdır. İlk 3 ayda genellikle bulantı ve kusmaların da etkisiyle pek kilo alımı olmayabilir hatta anne adayı bu dönemde kilo da verebilir. Ancak bu dönemden sonra iştah açılması ve bulantıların azalmasıyla birlikte kilo alımı başlar ve yaklaşık olarak her ay 1,5-2 kilo alınır. Gebelikte alınan kilonun bebeğin dışındaki önemli bir bölümü sıvıdır ve doğum sonrası terleme ve idrar yoluyla bu sıvı kaybedilir. Çok hızlı kilo alımı aynı zamanda gebelik zehirlenmesi adı verilen, su tutulması ve böbrek fonksiyon bozukluğuyla seyreden hipertansiyon hastalığının belirtisi de olabilir. Bu konuda anne adayları uyanık olmalıdır. Rahiminiz artık leğen kemiğinizden yukarıya doğru büyümeye başlamış ve hatta dışarıdan gözle görünür hale gelmiştir. Elinizle de bunu kolayca hissesebilirsiniz. Ayrıca mesane üzerindeki baskı ortadan kalkmasıyla sık idrara çıkma şikayetleriniz de hafifler. Solunum hacmi artar, soluklar daha derinleşir. Amaç bebeğe en fazla düzeyde oksijen gitmesidir. Damar sistemi içinde dolaşan kan hacmi %40-50 oranında artar, kalp daha güçlü ve daha hızlı çalışır. Amaç bebeğe maksimum kan ve gıda maddesinin gitmesinin sağlanması, doğumdaki muhtemel kan kaybı için kan yedeklenmesidir. Ayrıca kandaki pıhtılaşma faktörlerinin düzeyleri de değişerek doğumda olabilecek kan kayıplarını önlemek amacıyla vücut tedbir almaktadır. Başta karın bölgesi olmak üzere tüm vücudunuzda yağ dokusu da bir miktar artar.

16- 18. haftalarda önemli testlerden biri olan 3’lü testin yapılması gerekir.Bu da tıpkı ikili testin kendisi gibi öncelikle Down sendromu olmak üzere önemli problemlerin ortaya konmasında kullanılan bir tarama testidir.

Yaşına oranla risk artışı tespit edilen gebelerde daha ileri testlerin yapılması gerekir. Üçlü testin sonucu normal olsa da içersindeki 3 hormondan biri olan alfa feto protein (aFP) artışlarında sinir sistemine ait bir sorun olmaması için beyin ve omuriliği içeren detaylı bir ultrasonografik tarama yapılması gerekir. Üçlü testin sonunda risk artışı tespit edilenlere ya da yaşı 38 ve yukarı olan gebelerde genel eğilim, bebeğin içinde yüzdüğü sıvı olan amnion sıvısında bir örnek alarak bebeğin genetik yapısını ortaya koymaktır. Böylelikle geri zekalılığın en önemli sebelerinden biri ve en sık görülen genetik problem olan Down sendromunun ileri yaştaki gebelerde artış riski bertaraf edilmiş olur.

Yavas yavas disaridan da gebe oldugunuz anlasilmaktadir.Artmis kan hacminiz ve toplar damarlarinizdaki göllenme nedeniyle zaman zaman burun kanamaları görülebilir.Bu arada bacaklardaki toplardamarlar belirginleşir ve varisler oluşabilir.

Varis oluşumu genellikle genetik ve yapısal bir konu olup engellenmesi zordur. Ancak gene de bazı önlemler almak mümkündür. Ayakta durmaların mümkün olduğunca kısaltılması, oturulduğunda ayakların yükseltilmesi, varislerde artış gözlendiğinde varis çorabı kullanılması bu önlemlerdendir.

Vajinanın doğal olan akıntısı beyaz-sarı renktedir ve genellikle kokusuzdur. Gebelikte bazı kadınlarda vajinal akıntıda bir artış olabilir. Ancak akıntı kötü kokulu, leke bırakan, kaşıntı veren bir akıntıysa bu mikrobik bir sebebe dayanabilir ve tedavisi gerekir. Bu amaçla mutlaka doktor kontrolü gerekir.

Gebelikte 5. Ay

           Artık bebeginiz dünyaya gelmeden önceki yaşantısının yarısını tamamlamıştır ve hareketleri iyice hissedilir olmuştur. Bazen ritmik ve düzenli bir şekilde hareket ettiğini hissedip şaşırabilirsiniz, bu bebeğin hıçkırık nöbetleri olabilir. Eğer bebegin hareketlerini halen hissetmiyorsaniz üzülmeyiniz, çünkü fetal hareketler kadından kadına değişen zamanlarda 16-21.haftalarda hissedilir ve bir bebek digerinden daha fazla aktif olabilir ve daha fazla hareket yapabilir.

Bebek hareketleri gebeliğin sonuna kadar hemen hergün hissedilecektir. Aslında bebeğin hareket etmesi onun sağlıklı olduğunun da bir göstergesidir. Özellikle son aylarda hareketler belirgin olarak azalır ya da kaybolursa bu bebeğin sıkıntıda olduğunun bir işareti de olabilir ve mutlaka doktora başvurulmalıdır.

Vernix adı verilen krem kıvamlı koruyucu bir tabaka artık bebeğin etrafında oluşmuştur. Bu ayın sonunda bebek yaklaşık olarak 20 cm ve 325 gram civarındadır. İçinde bulunduğu amnion sıvısını yutmakta ve bol bol idrar yapmaktadır. 5 duyusu da artık gelişmiş ve saçları da oluşmaya başlamıştır.

Bu dönemde gebelerin alçak topuklu ve rahat ayakkabılar tercih edilmesi uygundur. Günde 15-20 dakikayı geçmeyen sürelerle yürüyüş yapılması da faydalı olacaktır.

Doppler ultrasonografi incelemesi anneden bebeğe giden ve bebeğin vücudu içersindeki damarlardan geçen kan akımlarını dolayısıyla bebeğe yeterince kan gidip gitmediğini inceleyen bir ultrasongrafik tekniktir. Sağlıklı giden bir gebelikte mutlaka uygulanması gerekli değildir. Ancak 24. haftada sadece rahime giden damarların içinden geçen kan akımının ölçülmesi hekimlerin genellikle tercih ettiği bir uygulamadır. Böylelikle tansiyonu yükselecek gebelerin önemli bir bölümü erkenden teşhis edilmiş olur. Bunun dışında gelişme geriliği gösteren, gebelik zehirlenmesi (hipertansiyon, ödem ve böbrekten protein kaybı ile seyreden hastalık) ya da başka bir sorunla bebeğin sağlığından kaygı duyulan bir durum varlığında kan akım ölçümleri faydalıdır.

Bu dönemin sonunda bebekte arzu edilmeyen hastalık ya da şekil bozukluklarının olup olmadığının değerlendirilmesi için detaylı bir ultrasonografi değerlendirmesi yapılacaktır. Bebeğinizin gelişimi beyin boşluklarından başlayıp ayaklarına kadar yani tepeden tırnağa doktorunuz tarafından incelenecektir.

Çiftlerin akşam saatlarinde günde 15-20 dakikayı geçmeyen sürelerle düzenli yürüyüşler yapması da hem psikolojik hem de gebelik sağlığı açısından faydalı olacaktır.

Unutmayınız ki siz rahat ve huzurlu bir gebelik dönemi geçirirseniz, bebeğiniz de doğduğu günden itibaren huzurlu bir bebekliğe adım atıyor demektir. Araştırmalar göstermektedir ki, keyifli, mutlu bir gebelik dönemi geçiren annelerin bebekleri doğumdan sonra daha çok gülen, daha az ağlayan huzurlu ve ”uslu” bebekler olmaktadır

Gebelikte 6. Ay

Bu ayda bebeğin kaşları ve gözleri oluşmuş göz kapakları açılıp kapanmaktadır. Bebeğinizin akciğerlerinde hava kesecikleri oluşmaya başlamıştır. İçleri amniyon sıvısıyla doludur ve bu ayda nefes alma antrenmanları da başlar. Diş kökü oluşumları da başlamıştır. Tırnakları tamamen belirginleşmiş, ağırlığı yaklaşık olarak yarım kiloyu geçmiştir. Duyularının da iyice gelişmesi nedeniyle dışardan alınan seslere tepki verebilir, örneğin yüksek sesli bir ortamda bulunduğunuzda bebeğin hareketlerinin arttığını da hissedebilirsiniz.

Bu ayın sonunda erken doğumla istenmedik bir şekilde dünyaya gelen bebekler özel yenidoğan yoğun bakım koşullarında büyük olasılıkla hayatta kalırlar ancak ciddi sağlık sorunları da yaşayabilirler. Bu dönemden itibaren ana rahminde geçirilen her fazladan hafta bebeğe dışarıda yaşama için yeterlilik kazandıracaktır.

Rahminizde bu dönemlerde zaman zaman ortaya çıkan kasılma ve gevşemeler hissedebilirsiniz. Bunlar aslında rahimin gerçek doğum sancıları için hazırlık kasılmalarıdır. Eğer bu kasılmalar uzun sürüyor ve ağrılı oluyorsa mutlaka erken bir doğum ihtimali düşünerek doktorunuza haber vermelisiniz.

Doktorunuz size bu dönemde "şeker tarama" testinin yapılmasını önerecektir. Daha önceden şeker hastalığı olmayan ancak ailevi olarak yatkınlığı bulunan gebelerde gelişebilen gebelik diyabeti 24. haftadan daha önce de yapılabilir. Anne adaylarına 50 gram glikoz (şeker) içirilerek 1 saat sonraki kan şeker düzeyi ölçülür. Sonuç yüksek çıkarsa genellikle 3 saatlik uzun şeker yükleme testi uygulanır. Bu testte de problem olduğu saptanırsa doktorunuz sizi diyet uygulamasına alacaktır.

Rahminizde bu dönemlerde zaman zaman ortaya çıkan kasılma ve gevşemeler hissedebilirsiniz. Bunlar aslında rahimin gerçek doğum sancıları için hazırlık kasılmalarıdır. Eğer bu kasılmalar uzun sürüyor ve ağrılı oluyorsa mutlaka erken bir doğum ihtimali düşünülerek doktora haber verilmelidir.

Erken doğum tehdidinin diğer önemli belirtileri arasında kasıklarda dolgunluk hissi, pozisyon değiştirmekle geçmeyen bel ağrıları, vajinal akıntıda artış olmasıdır. Erken doğum riski özellikle çoğul gebeliklerde önemli bir problem olup mutlaka araştırılmalıdır. Daha önceden erken doğum yapan anne adayları en büyük riski taşımaktadırlar. Altıncı ayda rahim ağzının boyu ultrasonografi ile ölçülerek erken doğum riski anlaşılabilir.

Meme dokusu da bu dönemde gelişimini sürdürmektedir. Prolaktin adı verilen bir hormon sayesinde meme dokusu süt üretir ve üretilen bu süt oksitosin adı verilen bir hormon sayesinde süt kanallarında ilerler.

Prolaktin hormonu yükseldikçe yumurtlamayı da baskılar ve bu nedenle emziren annelerde belli bir süre yumurtlama olmaz. Yumurtlama devre dışı olduğu sürece normal şartlarda adet kanaması da olmaz.

Prolaktin (süt homnou) gebe olunmayan dönemlerde kanda düşük seviyelerde olduğundan süt üretimi olmaz.

Eğer prolaktin hormonu gebelik dışında yükselirse bu kez normal yumurtlama mekanizmalarını da bozarak kısırlığa sebep olabilir.

Gebelik başlar başlamaz kanda seviyesi artan bu hormon gebeliğin erken haftalarından itibaren meme dokusunda süt üretimini başlatır ve bu üretilen süt doğum sancılarının yani rahim kasılmalarının başlamasını sağlayan oksitosin hormonu salınıncaya kadar salgılanmaz.

Doğum sancısı çekmeye başlamadan sezaryan ile doğum yapan annelerde süt salgısının birkaç saat gecikmesinin nedeni işte bu oksitosin hormonu salgısının başlamamış olmasıdır. Bu annelerde oksitosin bebek doğduktan ve plasenta (çocuğun eşi) çıktıktan sonra kanamayı azaltmak amacıyla beyinden salgılanır ve süt salgısı gecikmeli de olsa başlar.

Emzirmenin kendisi de oksitosin hormonu salgısını kat kat artırır. Bazı annelerin emzirirken rahimlerinde ağrı hissetmesinin nedeni emzirmenin oksitosin hormonu salgısını artırması ve bu hormonun rahimin kasılmasını sağlamasıdır.

Bazı anne adaylarında bu haftalarda dahi kanallarda beklemekte olan süt akabilir. Bu bir erken doğum işareti olarak kabul edilmemektedir. Meme ucu uyarısının süt salgısını artırıcı ve aynı zamanda oksitosin hormonu salgısını artırarak rahimde kasılmaya neden olabilen etkileri nedeniyle süt gelip gelmediğini kontrol etmek amacıyla meme uçları sıkılmamalıdır.

Bu dönemde cildinizdeki değişiklikler daha da belirginleşir. Bu değişiklikler gebelik hormonları ve gebeliğin mekanik etkileri (rahimin büyümesi) sonucu oluşurlar. Kloazma (gebelik maskesi) adı verilen alın, yanak, burun ve çenede yama tarzında koyulaşmalar oluşur. Karında, memelerde ve kalçalarda çatlaklar oluşmaya başlayabilir.

Genellikle oluşan  çatlakların önlenmesi mümkünmüdür?.

Doğum sonrası ise bunlar sitria adı verilen beyaz çizgiler olarak kalırlar. Badem yağı ve bazı kremler cildin kuruluğunu ve kaşıntıları gidermeden öteye pek başarılı sayılmazlar.

Gebelikte 7. Ay

Bebeğiniz artık 1 kilograma, boyu ise 35 cm’ye ulaşmıştır. Ciltaltı yağ dokusu artmaya başlamış, solunum sistemi süratle gelişmekte ve dış ortamda nefes alabilmek için antrenmanlarını sürdürmektedir. Ancak yine de istenmedik bir şekilde bu dönemde doğan bebeklerde solunum problemleri olacaktır. Saçları da uzamaya başlamıştır. Bu ayın sonundan itibaren son trimester (üç ay) denen döneme girilmiştir.

Anne adayları için ise artık gebeliğin zor dönemlerindeyiz denebilir. Bacak krampları, karın çatlakları ve varisler can sıkıcı olabilir, kalsiyum alımını desteklemek ve yürüyüş egzersizleri faydalı olacaktır. Tansiyonunuzu düzenli olarak ölçtürmeyi de ihmal etmeyin..

Son üç ayda gebelerin biraz daha zor dönemleri başlamıştır. Rahimin iyice büyümesi ve bacaklardan gelen toplar damarlara baskı yapması ile ayaklarda şişlikler, yürüyüşün zorlaşması, kramplar, varisler, bel ağrıları gibi şikayetler artabilir. Artık yüzünüz kilolardan yuvarlaklaşmaya başlamış, elleriniz ve parmaklarınızda şişlikler dikkati çeker hale gelmiştir. Akşama doğru olan özellikle ayaklardaki şişmeler gebelerin önemli bir bölümünde olur ve doğaldır ama sabahları da bu şişlikler varsa ve yüzde de dikkati çekiyorsa mutlaka doktora başvurulmalı ve idrar tahlili yapılmalıdır.

Bacaklarınızda kasılmaları ve krampların varlığında kalsiyum ve magnesium takviyesi gerekebilir, bu konuda da doktorunuz size yardımcı olacaktır.

Bazı anne adaylarında bu haftalarda göğüsten süt gelişi olabilir. Bunu engellemek için herhangi bir ilaç vermeye gerek yoktur.

Yürüme ya da yüzme gebelik döneminde yapılacak en iyi egzersizlerdir.

Yüzme bir sorun olmadığı sürece gebeliğin sonuna kadar devam ettirilebilir. Denize girlebilir ancak havuza girilecekse havuzun temiz olduğundan emin olunmalıdır.

Gebelikte 8. Ay

Gebe bir kadın vücudunun imkan tanıdığı pek çok işi yapabilir. Ancak zor işlerden, örneğin ağır yük taşımaktan kaçınması yararlıdır. Özetle, gebelikten önceki yaşam temposunu, gerekliyse bazı kısıtlamalarla sürdürebilir. Son aylarda alınan kilolar nedeniyle hareket kabiliyeti zaten kendiliğinden sınırlanır.

Çeşitli nedenlerle bu dönmede bazen bebeğin daha az oynadığını hissedebilirsiniz. Açlık, yorgunluk ve uykusuzluk durumlarında bebeğiniz nispeten daha az oynayabilir. Pratik bir yöntem olarak sabah yataktan kalkmadan önce 20 dakikalık bir sürede en az iki kez oynadığı hissedilmiyorsa hekime haber verilebilir.

Hekim bazen ileri inceleme amacıyla NST (nonstres test) yapılmasını isteyebilir. Bu testin amacı bebeğin hareketlerini ve bu hareketlere bebeğin sinir sisteminin verdiği reaksiyonu araştırmaktır. Son aylarda bebeğin iyilik halinin değerlendirmesi için ultrasonografi ve NST birlikte kullanılarak bir puanlama sistemi ile değerlendirme yapılır. Bu değerlendirmeyi doğuma kadar belirli aralıklarla tekrarlamak gerekir.

Bebeğin cildi üzerindeki lanugo adı verilen küçük tüyler artık kaybolmuştur. Değişik seslere değişik tepkiler vermektedir. Gözleri hareketlidir, henüz net görme yeteneği yoktur ancak ışığı farkedebilir. Akciğerleri gelişmeye devam etmektedir. Bebek hareketleri rahatlıkla dışarıdan da gözlenebilir. Ağırlığı 1500 gramı aşmaya başlamıştır. Bu dönemde bebekler süratle kilo alırlar. Dönemin sonunda erken doğum söz konusu olursa genellikle çok fazla sorun yaşanmadan yaşamlarını sürdürebilirler.

Gebeliğin son dönemlerine yavaş yavaş yaklaşıldığı şu günlerde hareketleriniz oldukça kısıtlanmış olabilir. Artık günün daha fazla bölümünü “bacaklarınızı uzatarak” istirahate ayırmalısınız. Uzun süre ayakta kalmamalı, sürekli oturarak çalışıyorsanız, aralıklarla ayağa kalkıp dolaşmalısınız. Yine uzun süren seyahatlerden de mümkün olduğunca kaçınmak gerekir. Eğer yolculuk yapmak zorundaysanız uçak, tren ya da araba yolculuğunu tercih etmeli ve araba yolculuklarında da sık sık mola verip arada yürümelisiniz..

Gebelikte 9. Ay

Artık bebeğin ağırlığı 2 kilo ile 3 kilo arasındadır. Boyu yaklaşık olarak 45 ile 55 cm arasında değişmektedir. Büyüdüğünden dolayı ve karın içerisinde çok fazla hareket edemeyen bebeğin hareketleri anne tarafından biraz daha az hissedilebilir ama gene de belirgin azalma olduğunda doktorla iletişim kurmakta fayda vardır. Beyin aktivitesi ve bilinci gelişmiştir. Görme yeteneği daha da gelişmiştir. Aşağıya doğru inerek doğum yoluna girmeye başlar. Mekonyum adı verilen ilk dışkı bebeğin barsakları içersinde oluşmaya başlamıştır.

Bu dönemde sizi takip eden doktorunuzu en fazla 10 günlük aralarla mutlaka ziyaret etmelisiniz. Bebeğinizin sağlığının yerinde olup olmadığını araştıran testleri doktorunuz size uygulayacaktır. Bu ayda artık gebelik muayenelerine daha sık olarak çağrılacaksınız hatta son ayda genellikle her hafta bebeğin muayenesi gerekebilir. Doğum yapacağınız yeri ve yatacağınız odayı görmek de psikolojik rahatlama açısından oldukça faydalıdır.

Bu haftadan itibaren "karnınızın aşağı indiğini" farkedebilirsiniz. Buna yerleşme adı da verilir. Bunun sizin açınızdan en önemli sonucu mide yanması, nefes darlığı, kaburga ağrısı gibi şikayetlerden büyük oranda kurtulmanızdır. Bebeğin doğum kanalına girdiğini gösteren bu bulgu doğumun yaklaştığını göstermesi açısından da değerli olmakla birlikte kesin bir gösterge değildir. İlk kez gebe kalanlarda bebeğin doğum yoluna yerleşmesi doğumun normal yoldan gerçekleşmesi açısından önem taşımaktadır.

Normal doğum yapma niyetindeyseniz doktorunuzun sizin kemik yapınızı incelemesi ve normal doğuma engel bir durum olup olmadığını araştırması gerekir. Beklenen doğum tarihini saptamak için son adet tarihinin ilk gününden sonra geçen zaman hesaplanarak gebelik yaşı hafta olarak belirlenir. Pratik olarak son adet tarihine 7 gün ekleyip 3 ay geriye giderek doğum tarihi hesaplanabilir. Gebelik süresi ortalama 40 haftadır ve beklenen doğum tarihi buna göre hesaplanır. Bu süreden iki hafta önce ya da sonra olan doğumlar miyadında diğer bir deyişle normal süreli doğumlar olarak tanımlanır. Daha fazla geciken doğumlara doktor müdahale eder. Daha erken doğumlara 'prematüre' (eksik) doğum denir. Bu durumda bebeğe özel bakım gerekebilir.

Doktorunuz beklenen doğum tarihini söyleyecektir ama doğumların ancak çok küçük bir bölümü hesaplanan günde gerçekleşir. Doğumun yavaş yavaş başladığının habercileri; rahim ağzını kaplayan kanlı sümüksü bir madde olan 'doğum nişanı'nın gelmesi, bebeğin içinde bulunduğu su kesesinin açılarak 'suyun gelmesi' ve düzenli aralıklarla gelen ve giderek sıklaşan 'doğumsancıları'dır. Doğum nişanı görüldüğünde acilen hastaneye gitmek gerekmez. Ancak hekimle temas etmekte fayda vardır. Su kesesinin açıldığı durumlarda ise mutlaka hasneye gitmek gereklidir. Bu sıvının miktarı genellikle iç çamaşırdan akabilecek ve bacakları ıslatacak kadardır. Rahim kasılmaları da 10-15 dakikada 2 kez ve düzenli bir şekilde gelmeye başladığında hekim muayenesi şarttır.

Doğum Ne zaman ?

Artık doğum zamanı geliyor. Özellikle akşamları rahimde ufak ufak ve düzensiz kasılmalar olduğunu hissedeceksiniz. Bunlar da rahmin doğuma olan hazırlık antrenmanlarıdır. Bu dönemde 2.5-3.5 kg arasındaki bebek solunum hareketlerini arttırmış ve dışarıda sorunsuz yaşamaya hazırdır.

Beklenen doğum tarihinden sonra 1 haftaya kadar doktor kontrolü altında beklenebilir ancak daha fazla gecikme olduğunda doktorlar genellikle doğumu başlatmak üzere müdahele ederler. Aksi taktirde bebekte sorunlar oluşabilir.

Bu dönemde takip eden doktorunuz eğer ilk doğumunuzu yapacaksanız sizi muayene edecek ve kemik yapınızın normal doğum yapmaya uygun olup olmadığını araştıracaktır. Aslında kadınların çok büyük çoğunluğunun kalça kemik yapısı normal doğum yapmaya uygundur.

“Çatın dar!” şeklinde bir değerlendirme günümüzde Kadın Hastalıkları ve Doğum Hekimleri tarafından biraz fazlaca kullanılmakta olup özellikle büyük şehirlerde sezaryen sıklığı da gittikçe artmaktadır. Elbette çocuğun kilosu, duruşu gibi faktörler de doğum şeklinin seçiminde rol oynayacaktır.

Birçok anne adayının, hafızalarımıza yerleşmiş klasik doğum sahnelerindeki bağırarak ve acı çekerek doğum yapmaktan korkup sezeryanı tercih ettikleri malumdur..Ama eski tarz doğumların yerine artık ağrısız doğum yöntemiyle güle oynaya normal doğumu yaşama şansı vardır..Üstelik ameliyatın risklerine de girmeden..

Ancak yine de tıbbi bir gereksinim olmadığında bebeğinizi ne türlü doğurmak istediğinize en başta siz yani anne adayı karar vermelidir..

Doğumun başlangıç belirtileri herkesde aynı olmamakla birlikte, çoğunlukla halk arasında ‘nişan’ olarak isimlendirilen ve rahim kanalını tıkayan mukus tıkacının koyu sümüksü ve kanlı bir akıntı şeklinde vajinadan atılması veya belden başlayıp karına doğru yayılan ve sıklığı gittikçe artan düze ağrıların başlaması şeklinde kendini gösterebilir.

Genelde doğumun ilerleyen evrelerinde gerçekleşmesine karşın, bazı gebelerde ağrı olmadan önce idrar kaçırmaya benzeyen, çocuğun su kesesinin açılmasına bağlı suyun gelmesi de olabilmektedir. Bu belirtilerden herhangi biri ya da doğrudan kanama başlar ise hemen doktorunuzda haber vermelisiniz. O da şikayetlerinizi dinledikten sonra büyük olasılıkla sizi doğumu yapacağınız sağlık kuruluşuna yönlendirecektir.





Gebelik Bulantı ve Kusmaları




Gebeliğin erken dönemlerinde bulantıya sıklıkla rastlanır. Bu bulantılar kusmayla, iştahsızlıkla ve belli kokulara karşı aşırı hassasiyetle beraber olabilir. Bulantı ve kusmalar genellikle sabahları daha şiddetli olduğu için bu duruma İngilizce'de "morning sickness" yani sabah hastalığı adı verilmiştir.

Gebelikteki bulantı ve kusmanın gün boyunca sürmesi, ayaktan ilaç tedavisine cevap vermemesi, anne adayının normal beslenmesini, günlük faaliyetlerini engellemesi, genel durumunu bozması ya da kilo kaybına yol açması durumunda Hyperemesis Gravidarum ("gebeliğin şiddetli bulantısı") söz konusu olur. İleri inceleme ve tedavi gerektiren bir durumdur.

Hyperemesis gravidarum genellikle genç yaşta ilk gebeliğini yaşayanlarda daha sık görülür. "Şişman" olanlarda, çoğul gebeliği olanlarda ve sosyokültürel seviyesi yüksek olanlarda nispeten daha sıktır.

Gebeliğe bağlı olarak ortaya çıkan fizyolojik estradiol ve HCG hormonları artışının normalden fazla olması ya da seviyeler normal sınırlar içinde olmasına karşın bireysel duyarlılığın yüksek olması bu probleme neden olmaktadır.

Üzüm gebeliği ve çoğul gebelik gibi durumlarda HCG normalden çok fazla üretildiğinden hyperemesis'e de sık rastlanır. Hyperemesisin ayrıca psikolojik bir yönü de olduğu düşünülmektedir.

Gebelik bulantı kusmalarının anne adayı ve fetus üzerine kötü etkileri var mıdır ?

Erken gebelikte aşırı bulantı ve kusmaları olan anne adaylarının gebeliklerinin daha sağlıklı geçtiği ve düşük yapma oranlarının da azaldığı gözlenen bir durumdur. Ancak hyperemesis gelişen ve yetersiz tedavi gören ya da tedaviye cevap vermeyen anne adaylarında bu durum tersine de dönebilir. Kilo kaybı, elektrolit dengesizlikleri, besin ve vitaminlerin yetersiz alınması durumunda bebekte gelişme geriliği annede ek sorunlar gelişebilmektedir.

Hyperemesis gelişen anne adayının ilaç kullanmak, hatta hastaneye yatmak ve tedavi görmek zorunda kalması gebeliğinin ileri dönemlerini olumsuz etkilemez. Yeter ki bu dönem kısa sürede atlatılsın..

Tanı ve Tedavi yaklaşımı

Şiddetli bulantı kusmayla başvuran her anne adayının genel sistem muayenesi yapıldıktan sonra ultrason incelemesiyle gebelik haftası belirlenir. Ultrasonda çoğul gebelik ya da mol gebeliği (üzüm gebeliği) gibi etkenler kolaylıkla ortaya konabilir. Mol gebeliği saptanması durumunda tedavi daha farklı bir yön kazanır.

Tam idrar tetkikinde aç kalınan süre dolaylı olarak ortaya konabilir. Açlık süresi arttıkça idrarda başta aseton olmak üzere keton maddeleri artış gösterir. Keton cisimleri idrarda ne kadar yüksekse hyperemesis kadının vücudunu o kadar ağır etkilemiş demektir. Tam idrar tetkikinde ölçülen idrar yoğunluğu ve idrarın gözlenen rengi de vücudun genel sıvı durumu hakkında bilgi verir. Tam idrar tetkikinde idrar yolu enfeksiyonu da saptanabilir.

Kan elektrolitleri de vücudun su durumu hakkında detaylı bilgi verir. Vücut susuz kaldığında kan yoğunlaştığı için kandaki sodyum ve potasyum miktarı artar. Elektrolitlerin artmış bulunması hyperemesisin şiddetli olduğunu gösterir ve acil tedavi gerektiren bir durumdur. Aslında elektrolit dengesizliği yaratacak kadar ağır seyreden hyperemesis olguları çok nadirdir.

Hyperemesis Gravidarum tedavisinde üç ayrı tedavi yaklaşımından biri uygulanır:

• Ayaktan önerilerle tedavi • Ayaktan ilaçla tedavi • Yatarak serum ve ilaç tedavisi

Anne adayının şikayetleri hafifse ayaktan ilaçsız tedavi denenebilir: Ayaktan ilaçsız tedavide amaç anne adayının bulantılarla kendisi başa çıkmasını sağlamaktır. Bu amaçla anne adayına şunlar önerilir:

• Yatağınızın kenarında kraker ya da bisküvi benzeri gıda maddelerini hazır bulundurun. Sabah bunları yedikten sonra yataktan kalkın.

• Günlük öğününüzü üç öğünde değil beş ya da altıya bölerek alın.

• Sıvıları yemekler arasında alın. Yemekler esnasında fazla sıvı almayın.

• Midenize ve barsaklarınıza dokunan yiyeceklerden uzak durun, canınızın istediğini yiyin.

Özetle; az az ve sık sık yemek yenilmesi, kuru gıdalar tercih edilmesi, gebenin canının istediği şeyleri yemesi ile genellikle bulantıların fazla olduğu bu dönem atlatılır.

Ancak bulantı kusmaların önü alınamadığında, anne adayının şikayetleri günlük faaliyetlerini engelliyorsa, ilaçsız tedaviye cevap vermiyorsa ve kişinin metabolizmasını bozacak kadar ilerlemişse doktor tavsiyesiyle bazı ilaçlar yararlı olabilir.

Gebelikte bulantı ve kusmaya sık rastlanırken bu kadar aşırı bulantı ve kusmalara gebeliklerin ancak %1’inden daha azında rastlanır.

Bulantı giderici olarak anne adayına verilen tablet ya da fitil şeklindeki ilaçlar yıllardır kullanılan ve bebek üzerinde hiçbir olumsuz etki yapmadığı bilinen ilaçlardır. Ek olarak B vitaminlerinin ön planda olduğu bir vitamin tedavisine başlanır. Ayaktan ilaç tedavisine karar verildiğinde anne adayı ilaçlarını kullanırken yukarıda bahsedilen önlemlere de uymalıdır.

Elbette her bulantı ve kusmayı sadece gebeliğe bağlamak da doğru değildir. Özellikle çok şiddetli olan ve tedaviye cevap vermeyen bulantı ve kusmalarda, ya da gebeliğin ilerki dönemlerinde ortaya çıkan bulantı kusmalarda aynı belirtilere yol açabilecek diğer hastalıklar da düşünülmelidir.

Üzüm gebeliği, hepatit (karaciğer iltihabı), safra taşı, pankreatit (pankreas iltihabı), mide ülseri, hipertiroidi (tiroid bezinin aşırı çalışması) gibi hastalıklar da bulantı kusma yapabileceklerinden doktor tarafından ayırıcı tanılarının yapılması gerekir. Gebeliğe bağlı bulantı kusmalar aslında sağlıklı gebeliklerde görüldüğünden bir açıdan çok da üzünülmemesi gereken bir durumdur.

Şiddetli bulantı ve kusmalar nadiren hastaneye yatmayı ve damardan sıvı tedavisini de gerektirebilir.

Anne adayının şikayetleri ayaktan ilaç tedavisine de cevap vermiyorsa, genel durumu bozuksa, kilo kaybı varsa, tetkikler vücuda uzun süredir besin maddelerinin alınmadığını gösteriyorsa (idrarda keton cisimleri yüksek bulunursa) ya da vücudun susuz kaldığı yönünde bulgular varsa (idrarın yoğunluğu artmış, rengi koyu bulunursa, kan elektrolitleri dengesizse) anne adayı hastaneye yatırılır ve serum tedavisine başlanır.

Serum tedavisinin amacı anne adayına kaybettiği sıvı, elektrolit ve besin maddelerini intravenöz yolla (damar yoluyla) geri vermektir. Bulantı giderici ilaçlar ve vitaminler de kalçadan ya da serumun içine katılarak verilir.

Serum tedavisiyle anne adayı genellikle bir hafta içinde kendini toparlar. Nadir durumlarda bir haftadan daha uzun süre hastanede yatması gerekebilir. Taburcu edilirken anne adayına evde kullanmak üzere ilaçlar verilir.

Hyperemesis genellikle gebelik haftasının büyümesine paralel olarak hafifler ve ortalama olarak 12. haftanın sonunda genellikle biter. Nadiren gebeliğin ileri dönemlerine kadar süren bulantı ve kusmalar da olabilir.

Hiç bir tedaviye cevap vermeyen ve gebeliğin sonlandırılmasını gerektirecek kadar şiddetli olan hyperemesise ise çok çok nadir rastlanır.





Gebelikte Tarama Testleri




Gebelik sırasında birçok problemin erkenden tanınması için tarama testleri yapılır. Bu testler kan örneğinde bakılabilir ya da Ultrasonografik inceleme ile yapılabilir.

Yeni doğanlarda en sık görülen ve zeka geriliğiyle seyreden genetik problem olan Down Sendromu (21 no.lu kromozomdan 3 adet olması) için yapılan testlerin en yaygın olanı “üçlü test”tir. Bu test gebeliğin 15-20. haftalarında yapılmaktadır. Bu test Down Sendromunun dışında Nöral Tüp Defektleri denen sinir sisteminin gelişimsel bozukluklarında ve yine diğer bazı genetik problemlerde de erkenden bulgu verir.

Üçlü test anne kanında alfafetoprotein (AFP), B-hCG ve unkonjuge estradiol hormonlarının ölçümlerine dayanarak yapılan bir risk hesaplamasıdır. Burada ortaya çıkan risk, 35 yaşındaki kadınlar için belirlenen doğal riskten daha yüksek ise amniosentez yani bebekten su alınması işlemi önerilmektedir.

Genel olarak üçlü test ile Down Sendromu olan bebeklerin % 60’ı, üçlü test ve ultrasonografide anomali taraması ile ise % 85’i yakalanabilmektedir.

Ancak bu testin nispeten geç dönemde yapılması, sonuçlarının geç çıkması ve anormal bir sonuç çıkması durumunda, gebelik sonlandırılması işleminin 20-22 hafta gibi geç bir döneme denk gelmesi önemli bir dezavantaj oluşturmaktadır. Gebeliğin bu dönemde sonlandırılması hasta açısından önemli psikolojik sorunlara yol açabilmektedir. Ayrıca üçlü testin anormallik saptama açısından duyarlılığının yüksek olmaması da ikinci önemli sorunu oluşturmaktadır.

Bu nedenle son zamanlarda Down sendromu taraması için gebeliğin daha erken bir döneminde, 11-14. haftalar arasında yapılan ve “ikili test” adı verilen bir test uygulanmaya başlamıştır. İkili test kısaca PAPP-A ve serbest B-hCG adı verilen iki hormonun kanda ölçülmesi ile hesaplanan bir risk oranına dayanmaktadır.

İkili testin avantajları arasında gebeliğin daha erken bir döneminde yapılması ve anormal bir sonuç durumunda daha fazla tanısal test seçeneğinin (koryonik villus örneklemesi, erken veya geç amniyosentez) olması, anomalili bebek durumunda ise gebelik sonlandırılmasının daha erken bir dönemde yapılabilmesidir. Ayrıca testin duyarlılığı üçlü test ile karşılaştırıldığında daha yüksek olarak rapor edilmektedir.

Testin en önemli dezavantajı ise sinir sisteminde gelişebilecek olan anormallikleri saptayamamasıdır.

Sadece ikili test yapılması durumunda Down Sendromu olan bebeklerin %60’saptanabilmektedir. Ayrıca ikili test’te yalancı pozitif oranı daha düşüktür.

İkili testte ek olarak ultrasonografide bebeğin “ense derisi saydamlığı” ölçümü ile bu oran %85-90’lara ulaşmakta ve yalancı pozitiflik oranı % 5’e kadar düşmektedir.

Ense Derisi Saydamlığı nedir ?

Gebeliğin 11 hafta ile 14 hafta dönemi arasında karından ultrasonografik olarak yapılan NT (Nuchal translucency - ense derisi saydamlığı veya ense kalınlığı) ölçümü ile Down Sendromu olan bebeklerin % 60’ı ve özellikle kalp anomalileri olmak üzere diğer bazı anomaliler saptanabilmektedir.

Ense kalınlığı ölçümü ile ikili test sonuçlarının kombine edilmesi ile Down Sendromu olan bebeklerin %85-90’ı saptanabilmektedir. Ancak bu araştırmayı yapan hekimlerin mutlaka yeterli deneyime sahip olmaları gerekir. Test sonuçları anormalse girişimsel tanı yöntemlerine geçilir. İkili test sonuçları anormalse koryon villus örneklemesi, erken amniosentez veya geç amniosentez yapılabilir. Üçlü test anormalse 16-18. haftalarda amniyosentez yapılır.

Koryon Villus Biyopsisi ya da CVS (Koryon villus örneklemesi) Nedir?

Gebeliğin daha sonraki döneminde plasentayı oluşturacak olan koryondan genetik tanı amacı ile biyopsi alınması işlemidir.

Yapılma amaçları genellikle amniyosentezle aynıdır. Ama daha erken gebelik haftasında yapılması nedeni ile tercih edilebilen bir yöntemdir.

9-11 gebelik haftalarında uygulanır.

Bu haftalarda alınan genetik materyalde bir anomali saptanması durumunda gebelik en geç 14 haftalıkken boşaltılmakta ve ailede daha az psikolojik travmaya neden olmaktadır. Ancak işlem sonrası düşük riski amniyosenteze göre daha fazladır. Yaklaşık %2 olarak hesaplanmıştır.

Kordosentez Nedir?

Anne karnından ultrason eşliğinde bir iğne aracılığı ile girilerek bebek kordonundan kan alınması işlemidir. İşlem steril şartlarda uygulanır. Genellikle 20. gebelik haftasından önce kolay yapılamaz.

Genetik araştırma amacı ile olduğu gibi, bebeğe ait enfeksiyon hastalıklarını araştırmak, kan uyuşmazlığı (20)nın şiddetini saptamak için de yapılır.

Bu işlem, tedavi amaçlı da kullanılabilir. Örneğin; kan uyuşmazlığı bebekte anemiye yol açmışsa, anne karnındaki bebeğe kordosentez yöntemi ile kan nakli yapılabilmektedir.

35 yaşından büyük gebelerde fetusdaki anomali riski artışından dolayı doğrudan amniosentez de yapılabilir.

Amniyosentez (ya da amniosentez) Nedir ?

Amniyosentez, bebeğinizin içinde bulunduğu sıvıdan iğne yardımı ile bir miktar örnek alınarak incelenmesi anlamına gelir. Bu sıvı içerisinde bebeğinizin gelişimi hakkında önemli açıklamalar getirecek kanıtlar vardır.

Amniyosentez uygulaması, geçmiş yıllarda fazla miktarda bulunan amniyo sıvısını azaltmak, bebeğin iyilik durumunu araştırmak, sonraki yıllarda ise kan uyuşmazlığı ile ilgili bebeğin durumunu kontrol etmek amacıyla uygulanırken; günümüzde, genetik anomalilerin tespitinde kullanılan en geçerli testlerden biridir.

İşlem aslında basit bir uygulamadır ancak yine de mutlaka bu konuda tecrübeli bir hekim tarafından yapılmalıdır. Erken gebelik haftalarında düşük riski daha fazla olacağından tercih edilmez.

Anne ultrason masasına sırt üstü yatırılır ve karnın steril olması sağlanır. İşlem genellikle bir hekim ve bir yardımcı tarafından yapılır.

Ultrason yardımı ile bebeğin anne karnındaki pozisyonu dikkatlice takip edilirken iğne aynı zamanda göbeğin uygun bir yerine yerleştirilir. İğne önce karın katmanlarını sonra rahim kasını geçerek amniyo kesesine doğru itilir ve iğnenin ucunda bulunan bir enjektör yardımı ile bebeğin amniyo sıvısından bir miktar alınır.

Alınan sıvı laboratuvar ortamında ayrıştırıldıktan sonra bebekten bu sıvıya karışan hücreler besi yerlerinde üretilir ve incelenerek genetik olarak bir anormalliği olup olmadığına bakılır. İşleme bağlı düşük, enfeksiyon, su kesesinin açılması, plesenta veya kordonun zedelenmesi, erken doğum riski, alınan sıvıdan istenildiği gibi hücre üretilememesi, sıvı almak için kullanılan iğnenin bebeğe zarar vermesi gibi riskler teorik olarak söz konusudur. Ancak bu risklerin olasılığı uzman kişilerin elinde % 1 'den fazla değildir.

Amniosentez gerekli olduğu durumlarda faydalı sonuçları ile henüz yerine başka bir testin olmadığı vazgeçilmez bir inceleme yöntemidir. Test için hiçbir ön hazırlık gerekmez. Karından iğne yardımı ile rahime ulaşmak acı veren bir durum değildir. İşlem lokal anesteziye bile gerek duyulmadan yapılır.

Hasta uygulama sonrasında yarım saat kadar dinlendirilir.

Amniyosentez sonuçları güvenilir midir ?

İyi bir laboratuvar tarafından değerlendirildiğinde sonuçlara % 99.9 güvenilebilir. Normal çıkan bir kromozom analizinin hatalı olma payı çok düşüktür. Anormal bir durum oluştuğunda ise nadiren KS (kordosentez) gibi bir yöntemle bu sefer bebekten kan örneği alınarak anormal durumun doğrulanması gerekebilir.

Tanıda problem yaratanlar kromozomlarda inversiyon, translokasyon, ya da mozaik gibi anormal durumlardır. Bunlar saptandığında doğacak bebeğin bundan nasıl etkileneceğinin önceden belirlenmesi mümkün olmayabilir. Anne ve baba adaylarından birinde aynı tip bozukluk varsa ve normalse, bebekleri de büyük olasılıkla normal olacaktır.




0 görüntüleme

© 2023 by Massage Therapy. Proudly created with Wix.com

  • w-facebook
  • Twitter Clean