GEBELİK-DOĞUM-SEZARYEN ve KOMPLİKASYONLAR 5

En son güncellendiği tarih: 14 May 2019

  1. Suda Doğum

  2. İkiz Gebeliğin Farkı Nedir?

  3. Erken Doğum

  4. Gebelikte Kanama

  5. Gebelik ve Anemi(Kansızlık)



Suda Doğum




Suda doğum sıcak su içeren bir küvette doğumun gerçekleşmesidir. Bebeğin anne karnında su içinde yaşadığı ve bu nedenle su içerisine doğmasının da daha fizyolojik ve daha sağlıklı olduğu düşünülmektedir. Normal doğuma alternatif olan suda doğum, 37-38 derecedeki suyla dolu bir havuz veya küvette, uzman doktorlar eşliğinde gerçekleştirilmektedir. Suda doğum tekniği, doğum sırasında ilaç ya da suni ağrı kesici kullanılmaması, ılık suyun annenin gerginliğini azaltması ve bebeğin anne rahminden daha rahat ayrılması nedeniyle mantıken tercih edilebilir. Doğum eylemi başladıktan sonra, bebeğin aktivite ölçümleri ve annenin tansiyon ölçümleri yapılmaktadır. Suda doğum yapmaya uygun görüle nanne adayı 37 derecedeki özel havuza alınmakta ve ilaç ve ağrı kesici kullanılmadan gerçekleşen doğumun ardından anne, kanama kontrolü yapmak için sudan çıkarılarak doğum masasına alınır. İlk bakışta suda doğum fikri sempatik gelse de öncelikle şu noktaları akılda tutmakta fayda vardır. Suda doğum uzun yıllar önce 1805 yılında Fransa’da yapılmasına karşın şu ana kadar bu konuuda ciddi çalışmalar yapılmamıştır. 1985-1999 yılları arasında toplam olarak 150.000’nin üzerinde su altında doğum yapıldığı tahmin edilmektedir. Bu konuda yapılan çalışmalar bütün olarak incelendiğinde su altında doğumun bebek açısından birçok riskleri olduğu da görülmektedir. Öncellikle şunu belirtmek gerekir ki suda doğum bebek açısından bir avantaj sağlamamakta, anne için kanıtlanmamakla birlikte daha az ağrıya neden olmaktadır. Yani suda doğum bebek için değil, belki anne için daha avantajlı gibi görünmektedir. 1. Suda doğumu uygulayan merkezler suyun rahatlatıcı etkisinin gebenin enerjisini arttırdığını ve doğum eyleminin hızlandırdığını ifade etmektedir. 2. Genel olarak su altında doğumun daha iyi olduğuna dair bilimsel bir kanıt bulunmamaktadır. 3. Bebeğe sudan mikrop bulaşabilmektedir. Ayrıca gebe kadının dışkısında buluna bazı mikroplar da bebeğe bulaşabilmektedir. 4. Su gebenin vücudunda üretilen ,mutluluk hormonu olarak bilinen endorfin gibi etki göstererek stresi azaltabilir. 5. Su havuzunda uzun süre kalma sonucunda annenin ateşi yükselebilmektedir. Anne vücut ısısındaki artış cilde olan kan akımının artması ve rahime giden kan akımının azalmasına neden olabilmektedir. 6. Anne vücut ısısındaki artışla birlikte bebek kalp atımlarında ve metabolizmasında artış olmaktadır. Bebekteki metabolizma artışı ve rahime giden kanın azalması bebekte oksijenlenmenin bozulmasına neden olabilmekte ve bunun süresinin uzaması da beyin fonksiyonlarını bozabilmektedir. 7. Bebeğin doğum kanalından çıktıktan sonra akciğerlerine su soluması olasılığı vardır. Sonuç olarak suda doğumun anne adayında daha az ağrıya neden olduğuna dair objektif bir bulgu yoktur. Ayrıca son zamanlarda yayınlanmış çalışmalarda suda doğan bebeklerde akciğerlere su girmesi sonucunda boğulma ve yeni doğan bakım ünitesine gereksinim artması görülmüştür. Annenin daha az ağrı çektiği konusu da henüz kanıtlanmamıştır. Son söz olarak; bu konuda geniş ve iyi planlanmış çalışmalar yapılması gerektiğini ve bu çalışmalar sonuçlanıncaya kadar doğum yapacak her anne adaylarına suda doğumun önerilmemesi gerektiğini düşünmekteyim.




İkiz gebeliğin farkı nedir ?




9 ay 10 gün boyunca bir bebeği taşımak oldukça zor. Hele bir de hamileliğiniz ikiz ise bu iş çok daha da zor.. Genel olarak söylemek gerekirse gebeliğin sorunları neredeyse katlanıyor..

Çoğul gebelik rahim içinde birden fazla fetüsun oluşması olarak tanımlanabilir. Çoğul gebeliklerin çok büyük çoğunluğu ise ikiz gebeliklerdir. İkiz gebeliklerin genel olarak, eğer kendilğinden oluşurlarsa, 90 gebelikte bir ortaya çıktıkları söylenebilir. Ancak günümüzde aşılama veya tüp bebek gibi yardımla üreme teknikleri çok artmaya başladığından çoğul gebelikleri de görme olasılığı artmıştır. Kabaca tüp bebek uygulamalarının % 25-30’unda ikiz gebelik meydana geldiği söylenebilir.

İkiz gebelikler tek yumurtanın bir sperm tarafından döllendikten sonra bölünme aşamasında ikiye ayrıldığı tek yumurta ikizleri veya iki ayrı yumurtanın iki ayrı spermle döllenmesi ile oluşan çift yumurta ikizleri şeklinde olabilir. Tek yumurta ikizleri aynı genetik yüklü ve aynı cins olurken çift yumurta ikizleri ayrı veya aynı cinsiyette olabilir. Tüp bebekte görülen ikizlerin hemen tamamına yakını çift yumurta ikizleridir.

Tek yumurta ikizlerinden bahsedersek;

Kan grubu, cinsiyet, göz rengi gibi tüm kalıtsal özellikleri aynı olan bu kardeşler birbirlerine görünüş olarak çok benzerler.

Tek yumurta ikiz gebeliğinde döllenen yumurta hücresi döllenmeden sonraki ilk üç günde yeniden bölünerek iki ayrı embriyoya dönüşür ve bu embriyolar ayrı ayrı gelişimlerini sürdürmeye devam ederler. Bu durumda her bebeğin beslendiği plasentası ve içinde bulunduğu su kesesi ayrıdır. Bazen plasentalar birbirleriyle yakın temas halinde olduklarından ultrasonografide birleşmiş izlenimi verebilirler.

Döllenme sonrası ayrılma dördüncü günle sekizinci gün arasında olduğunda plasentaları ortak, ancak su keseleri ayrı olan iki bebek gelişmeye başlar.

Döllenme sonrası ayrılma bazen sekizinci gün sonrasında da oluşabilir. Bu durumda ise hem plasentaları hem de içinde bulundukları su kesesi aynıdır. Yani bu iki bebek tamamen aynı ortamı paylaşmaktadırlar. Bu tip ikizliklerde problem yaşanma olasılığı diğer türlere göre daha fazladır.

Hekimler daha gebeliğin başında ikiz gebeliğin türünü ayırd edip gebelik boyunca gözlemlerini buna göre sürdürürler.

Bazen (çok nadiren) bölünme embriyonik disk adı verilen yapı meydana geldikten sonra olur. Bu durumda ise embriyo aslında oluşmuş olduğundan bölünme tam olarak gerçekleşemez ve yapışık ikizlik (siyam ikizleri dediğimiz) durum ortaya çıkar.

İkiz Gebeliklerde Oluşan Riskler Nelerdir ?

1- Daha gebeliğin başından itibaren bulantı, kusma şikayetleri normalden daha fazla görülür. Yine düşük ihtimalinin de biraz daha fazla olduğu söylenebilir.

2- Erken doğum ve buna bağlı prematüre bebek riski en sık karşılaşılan problemlerin başında gelir. Normal tekil bir gebelikte gebeliğin sonlanması 39-40 hafta sürerken , ikiz gebeliklerde normal doğumsüresi ortalama 37 hafta kadardır.

3- Doğum tartıları tek bebeklere göre genellikle daha düşük olur. İkizlerden birinin daha fazla diğerinin daha az beslenme riski ve dolayısıyla aralarında belirgin kilo farkı olması da mümkündür.

4- Anemi (kansızlık), hipertansiyon (preeklampsi) gibi riskler de ikiz gebeliklerde daha fazla görülmektedir.

İkizlerin solunum, dolaşım ve sindirim sistemleri tek fetus olan gebeliğe göre çok daha büyük bir gereksinimi karşılamak zorundadır. Bu nedenle ikiz gebeliklerin daha yakından izlenmesi gerekir. Normal gebeliklerde ayda bir kez izlemek gerekirken ikiz gebelikleri en az 3 haftada bir incelemek gerekir.

İlerleyen haftalarda gebenin yürüyüşü ve dengesi tekil gebeliklere oranla daha fazla etkilenir. Nefes darlığı gözlenir. Basur ve varis gibi sorunlar daha sık olarak görülür. Aşırı yük, omurgada zorlanmaya ve ağrılara da neden olabilir. Yine son haftalarda hastaneye yatma oranı da tekil gebeliklere oranla daha sıktır.

İkizlerin Doğumu

İkizlerin çoğu belirlenen zamandan bir süre önce doğar.

İkiz normal doğumu doğumu genellikle rahat ilerler. Yine de sezaryen ikiz doğumunda daha yaygındır. Bebeklerin biri ya da ikisi yanlış bir pozisyonda olabilir çünkü bu kendilerine yer bulmanın tek yoludur.

Bebeklerin biri ya da ikisi ters durabilir, yani önce ayakları gelir. Genellikle, bir bebek rahime çapraz uzanır, bu durumda sezaryen gereklidir. Ayrıca bebekler tek bir bebekten daha güçsüz ve küçük olabilirler, bu yüzden onları en az yoran yol olarak sezaryen sıklıkla seçilir.

İkiz hamileliği boyunca, jinekoloğunuzu daha sık göreceksiniz ve hamileliğin, doğum öncesinin ve doğumun her yönü dikkatlice incelenecektir.

• Korkulan konulardan birisi de ikiz gebeliklerde doğum sonrası kanamaların daha fazla olmasıdır. Ancak gerekli önlemler alındığında bu risk tehlike arzetmemektedir.

İkizler doğum sonrası bakım için daha çok zamana ihtiyaç duyarlar. İkizleriniz sağlıklı olsa da hastanede daha uzun kalmanız gerekebilir. Bu, onları daha rahat beslemenizi ve günlük bakımlarıyla uğraşmak için güven kazanmanızı sağlar.





Erken Doğum




Gebeliğin 37. haftasından önce, yani henüz rahim dışında yaşamak için yeterli olgunluğa ulaşmamış bir bebeğin istenmeyen şekilde dünyaya gelmesine erken doğum adı verilir. Gebeliğin 20. haftasından önce gerçekleşen doğumlara ise düşük adı verilir.

Bu dönemde yani 37. haftadan önce doğum ağrılarının başlaması erken doğum tehdidi olarak adlandırılır. Tüm gebelikler içinde yaklaşık olarak %10'unda bu durum gözlenir. Yenidoğan bebeklerdeki ölüm ve problem yaşamanın en başta gelen sebebi erken doğumdur.

Bu bebeklere prematür bebek denmektedir.

Prematüre bebeklerin en önemli sorunu, akciğer gelişimlerindeki yetersizlik sonucu solunum zorluğu yaşamalarıdır. Ayrıca bebek ne kadar erken dünyaya gelmişse, santral sinir sistemi ile ilgili sorun riski de o kadar fazladır.

Erken doğum ile dünyaya gelen bebeklerin yaşama ilişkin riskleri, gebelik haftası ilerledikçe azalır. Son yıllarda prematüre bebek bakımındaki gelişmeler de oldukça fazladır ve çok erken doğmuş bebeklerin bile yaşam şansları giderek artmaktadır.

Ancak, tüm dünyada prematüre bebek doğumları halen ciddi problemleri beraberinde getirmektedir. Ve bu bebeklerin bakımı, gelişebilecek komplikasyonların giderilmesi için gereken tıbbi bakım masrafları da oldukça fazladır.

Erken doğumun sebepleri nelerdir?

Genellikle erken doğum eyleminin birden fazla sebebi olduğu ve birden fazla mekanizma ile başladığı düşünülmektedir.

1-Bebeğe ait nedenler arasında en başta çoğul gebelik, bebeğin eşinin (plasentanın) erken ayrılması, bebeğin içinde bulunduğu suyun fazlalığı veya azlığı söz konusu olabilir.

2-Anneye ait nedenler arasında ise 17 yaş altında 34 yaş üzerinde gebe kalma, gebelikte tansiyon yükselmesi, boya göre aşırı kilolu ya da aşırı zayıf olma, alt genital sistemdeki enfeksiyonlar, gebelikteki değişik sebeplere bağlı kanamalar, rahim anormalileri, sık aralıklı gebelikler, annenin akciğer, kalp, böbrek, karaciğer gibi değişik sistemik hastalıkları olması, kansızlık, ağır beslenme yetersizliği, sigara ve alkol içimi, ruhsal bunalımlar, yaşanan yoğun stress ve üzüntüler ve ağır çalışma koşulları sayılabilir.

Görülmektedir ki erken doğum sebebi olabilecek pekçok sebep olabilmektedir. Ancak bazen de bulunabilir hiçbir sebep olmadan erken doğumlar ortaya çıkabilmektedir.

En önemli noktalardan birisi daha önceki gebeliğinde ya da gebeliklerinde erken doğum riski yaşamış olan gebelerin bu gebeliklerinde belirgin risk altında olduklarının bilincinde olmalarıdır.

Erken doğumun belirtileri nelerdir ?

Erken doğum belirtilerinin başında düzenli rahim kasılmaları ve bunların fark edilmesi gelmektedir.

Rahimde kasılmayı karnınıza koyduğunuz parmaklarınızla hissedebilirsiniz. Bu his karın duvarında rahminizin toplanma ve sertleşme hissi veya her zamankinden daha gergin bir hal alması şeklinde olabilir.

Özellikle sertleşmeler belirli aralıklarla tekrarlayan şekilde ise önemlidir. Başlangıçta rahatsızlık hissi uyandırmayacak şekilde ağrısızdırlar. Saatte 3-4'den fazla sayıda olduklarında en kısa sürede mutlaka doktorunuza bilgi vermelisiniz.

Unutulmamalıdır ki erken doğumu engellemede başarı, erken saptanmasına bağlıdır.

Diğer belirtiler; • kasık bölgelerinde adet sancısına benzer kramp tarzı ağrılar, • alt sırt veya bel bölgesinde ağrılar, • vaginal lekelenme veya kanama, • vaginal akıntıda sulu bir artış, • aşağıya doğu baskı hissi.

Erken doğum eyleminin tanısı, kesin olarak rahim kasılmalarının saptanması ile konur. Gebeliğin 37. haftasından önce, en az yarım saatlik bir gözlemde her 10 dakikada bir 2 kasılmanın elle saptanması tanı koydurucudur. Kasılmalar eğer elle saptanamıyor ya da emin olunamıyorsa karın duvarı üzerinden sensör ile yapılan Uterin Monitör Testiyle (Tokografi) rahatlıkla saptanabilir

Gebede erken doğum riski saptandığında ne yapılmalıdır?

1-En başta gebe yatak istirahatine alınmalı ve sıvı alımı artırılmalıdır.

2-Ardından erken doğum eylemine sebep olabilecek herhangi bir faktörün olup olmadığı araştırılmalı ve eğer saptanırsa bir an önce tedavi edilmelidir.

3-Acil doğum gerektiren bazı durumlar dışında tıbbi tedavi ile erken doğum eyleminin durdurulması veya geciktirilmesi mümkündür

4-Buna yönelik olarak kasılmalarının durdurulması amacıyla çeşitli tedavi yöntemleri, ve eğer gerek görülürse bebeğin akciğer olgunlaşmasını sağlayıcı ilaçlar gebeyi takip eden hekim tarafından uygulanır.

Rahim kasılmalarını durdurulması amacıyla verilen tedaviye tıp dilinde tokoliz adı verilir

Tokoliz için kullanılabilen çeşitli ilaçlar mevcuttur. Bunlar kas gevşetici etkileri olan;

• ß agonist ajanlar (terbutalin, ritodrin), • magnezyum sülfat, • kalsiyum kanal blokerleri, • prostoglandin denilen kasılma yaratıcı kimyasal maddelerin etkisini önleyen indometazin grubu ilaçlar kullanılabilir.

Her bir grup ilacın çeşitli yan etkileri söz konusudur. Dolayısıyla tokoliz uygulaması çok da sıradan bir tedavi değildir. Bu nedenle özellikle intravenöz (damar yolu ile) tedavi hastanede doktor gözetiminde uygulanır.

Özellikle en sık kullanılan grup olan ritodrin grubu ilaçlarda; kalp atım hızında artış, tansiyon düşüklüğü, nefes darlığı oluşabilir. Bu yan etkiler ciddi boyutlarda olabilir ve tedavinin kesilmesini gerektirebilir.

Anne adayında kalp hastalığı, diabet, hipertansiyon, hipertiroidi varlığında genellikle uygulanmaz. [RİTODRİN]

Kasılmalar bu tedavi seçeneklerinden biri uygulandıktan sonra tamamen durursa genellikle ağızdan tablet ile tedaviye devam edilerek anne adayı kasılmalar konusunda iyice bilgilendirilip, evde izleme devam edilebilir.

35-36. gebelik haftasından sonra genellikle ilaç tedavisine son verilir.

Erken doğum riski nedeniyle tedavi gördükten sonra taburcu olan gebeler mutlaka sıkı takibe alınmak koşulu ile evine gönderilmelidir.

Erken doğum açısından risk taşıyan (örneğin daha önce erken doğum yapan, rahim ağzı yetmezliği olduğu bilinen ya da ikizi gebelik taşıyananne adayları gibi) gebelerin 24. haftadan başlayarak belirli aralıklarla rahim ağzının boyunun ölçülmesinde fayda vardır.

Ayrıca belirgin risk taşıyanlarda yine bu dönemlerde rahim ağzından kültür alınarak gerekli tedavinin uygulanması da yine koruyucu önlemler arasındadır.





Gebelikte Kanama




Gebeliğin ilk 30 haftasında % 22 ye varan kadında döl yolundan kanama görülebilir. Bunun % 10 kadarı ise ilk 8 haftada oluşur. Bu dönemde görülen hafif geçici kanamalar fizyolojik kabul edilir. Genellikle gelişen embriyonun döl yatağı duvarına yuvalanması sebebiyle meydana gelir. Bu durum ikinci veya sonraki gebeliklerini yaşayan kadınlarda, ilk kez gebe kalan kadınlara göre daha sık görülür. Bu duruma halk arasında üste görme adı verilir. Bu fizyolojik durum dışında; tüm gebelik boyunca herhangi bir dönemde oluşan, döl yolundan gelen kanamalar anormal olarak kabul edilmelidir.

Normal bir gebelik süresi ortalama 40 haftadır. Bu süreyi kabaca ikiye ayırabiliriz.

 1.Kısım : 20 hafta ve daha önce olan kanamalar                                                                     2.Kısım  : 20 haftadan sonra olan kanamalar

Tüm gebeliklerin % 25 inde ilk 3 ayda kanama meydana gelir. Kanamanın adet kanamasından fazla olması, döl yolundan parçaların düşmesi veya kanamayla birlikte ateş ve karın ağrısının olması derhal tıbbi müdahale gerektiren durumlardır.

Gebeliğin ilk 3 ayında meydan gelen kanamalarda ilk akla gelen olasılık düşük tehdididir. Ancak her kanama düşükle sonuçlanmaz. Ağrı ile seyreden yoğun kanamalarda düşük olasılığı artar. Bu dönemde ultrasonografik olarak gelişmekte olan embriyonun kalp atışlarının görülmesi, gebeliğin sağlıklı olarak devam edeceğini % 90 – 97 garantiler. Anne yaşının ileri olması, embriyonun kalp hızının dakikada 90’dan az olması düşük olasılığını arttırır. Bu dönemde sağlıklı embriyonun kalp hızı dakikada 150 – 160 civarındadır. En uygun tedavi yatak istirahatıdır. Düşüğü önleyici amaçla progesteron içeren ilaçlar kullanılabilir. Ancak bunların faydalı olduğu yapılan çalışmalarda gösterilememiştir. Ancak üçten fazla düşüğü olan gebelerde progesteron kullanımı bazı durumlarda faydalı olabilir.

İlk 20 haftada görülen, döl yolundan olan kanamaların diğer sebepleri ise, dış gebelik ve üzüm gebeliğidir.

 Dış gebelikte görülen vajinal kanama genellikle yoğun değildir. Birlikte kasık ağrısı olabilir. Kasık ağrısı genellikle tek taraflıdır. Bu durumda tanı kanda gebelik testi ve ultrasonografik tetkiklerin birlikte kullanılması ile konur. Erken dönemde tedavi; bazı seçilmiş olgularda ilaçla yapılabilir, gebelik haftası ilerlemiş olgularda ise tedavi ameliyattır. Çok ilerlemiş dönemde şiddetli karın ağrısı ve iç kanama oluşur. Bu durum acil ameliyat gerektirir.

Halk arasında üzüm gebeliği olarak anılan duruma tıp dilinde mol gebeliği adı verilir. Birkaç çeşidi olmakla birlikte en sık görülen formu hidatiform mol’ dür. Üzüm taneleri büyüklüğünde çok sayıda parçanın düşürülmesi nedeniyle halk arasında bu ad verilmiştir. Bu kanamada genellikle ağrı yoktur. Tanı yine kan analizi ve ultrasonografinin birlikte kullanılması ile konur. Tedavisi döl yatağı içinin kürete edilerek gebeliğin boşaltılmasıdır. Bazen ek olarak ilaç tedavisi gerekir.

Gebeliğin ikinci yarısında görülen kanamalar (20. gebelik haftasından sonra) daha nadirdir. Tüm gebeliklerin % 4 ünde bu tip kanamalar görülür. Bu kanamaların az bir kısmı döl yatağı ağzı hastalıkları veya vajinal mantara bağlıdır.

Yine az bir kısmı da “Plasenta Previa” dediğimiz durumda olur. Plasenta Previa ’da bebeğin eşi döl yolunun ya tam ağzına yerleşmiştir, ya da ağza çok yakın bir yere yerleşmiş bulunmaktadır. Bu durum genellikle 34. gebelik haftası civarında kanamaya yol açar. Bu dönemde döl yatağı ağzı nispeten incelmeye ve açılmaya başlamıştır. Bu açılma sırasında burada yerleşmiş olan plasentada kısmi olarak yerinden ayrılarak kanamaya yol açar. Bu durum daha ziyade çok sayıda doğum yapmış, ileri yaştaki gebelerle, daha önce çok sayıda sezaryen geçirmiş gebe kadınlarda görülür. Tedavisinde yatak istirahatı ve döl yolu ağzının açılmasını engelleyici ilaçlar kullanılır. Bazen gebeye kan verilmesi gerekebilir.

Gebeliğin ikinci yarısında en sık kanamaya yol açan durum ise “Ablatio Plasenta” dır. Bebeğin eşinin yerinden erken ayrılması ile oluşur. Bu kanama yoğun miktarda olur. Karın ve kasık ağrısı ile birlikte seyreder. Hem annenin hem de bebeğin hayatını tehdit eden çok ciddi bir problemdir. Gebelik tansiyonu olan, sigara içen, karın bölgesine sert darbe alan gebelerde sık görülür. Acilen hastaneye başvurularak gebenin tedavi altına alınması gerekir.

Bir de halk arasında nişane denilen normal doğum eyleminin başlaması ile birlikte gelen kanlı ve sümüksü bir akıntı olur. Bu durum doğumun başladığının habercisidir. Döl yatağı ağzı rahim kasılmalarına bağlı olarak açılmaya başlar. Açılmanın olduğu bölgede ince damarlara çatlayarak kanamaya yol açar. Buradaki kanama az miktardadır.

Rahimde şekil bozukluğu olan gebelerde vajinal kanamanın olması erken haftalarda düşüğün, geç haftalarda ise erken doğumun habercisi olabilir. Bu durumda derhal doğum hekimine başvurulmalıdır.




GEBELİK VE ANEMİ (KANSIZLIK)





Anemi (kansızlık) kan hücresi olan eritrositlerin ve onların içerdiği hemoglobin değerinin normal değerinin altında olmasıdır.

Gebelik süresince bebek, anne zayıf olsa bile kendisi için gerekli olan enerjiyi, protein,demir,kalsiyum gibi minaralleri ve vitaminleri anneden alarak gelişimini sürdürür. Böylece annenin bu besin öğelerine olan gereksinimi artar. Artan gereksinimlerin karşılanmaması halinde; beslenme yetersizliğinin belirtileri olan kansızlık,diş çürümesi kemik bozuklukları meydana gelir. Anne halsiz ve yorgun düşer,bebeğini de yeterince besleyemez. Bu kez bebeğin büyüme ve gelişmesi tam olmaz ve sağlıksız doğabilir. Buna ek olarak, henüz açıklanmayan bir nedenle demir desteği almamış ve kansızlığı olan gebelerin bebeklerinde erken doğum ve düşük ağırlıklı bebek doğurma riski de artmıştır. Hamile kadınların yaklaşık %20'sinin anemik olduğu bilinmektedir.

Öncelikle biraz fizyoloji bilgisi hatırlarsak:

Kan temel olarak 2 ana bölümden oluşur. Birinci bölüm şekilli elemanlar denilen akyuvar, alyuvar gibi hücreler, ikinci kısım ise bu şekilli elemanları taşıyan sıvı yani plazmadır. Kırmızı kürelerin (alyuvar, eritrosit) plazmaya göre olan yüzdesine hematokrit adı verilir. Normalde hematokrit %38-45 arasındadır. Yani kanın %38-45'i şekilli elemanlar geri kalanı ise plazma tarafından oluşturulmaktadır.

Hamilelik sırasında kan hacmi yaklaşık %45-50 oranında artar. Bu artışın büyük bir bölümü plazma kısmındadır. Alyuvarlar plazma kadar hızlı çoğalamazlar. Bu durumda kan içinde alyuvar konsantrasyonu azalır ve hamilelik öncesi dönemde olduğundan daha aşağılara iner. Bu durum özellikle hamileliğin ilk yarısında belirgindir.

Hamilelik ilerledikçe alyuvar yapımı artar. Yapım artışı ise demire olan ihtiyacı arttırır. İlk başlarda gerek duyulan demir vücuttaki depolardan karşılanır ancak çoğu zaman bu depolar ihtiyacı karşılamada yetersiz kalır. Eğer kişi diet ya da ilaçlar ile yeteri kadar demir almıyor ise anemi ortaya çıkar. Bu tür anemiye hemodilüsyonel ya da fizyolojik anemi adı verilir.

Erişkin bir kadın için normal sayılan hemoglobin değeri 12-15 gr/dl arasındadır. Ancak gebelikte ortaya çıkan fizyolojik nedenlerden ötürü kansızlık sınırı 10.5 gr/dl olarak kabul edilmektedir. Normal bir gebeliğin devamı sırasında kan hacmi belirgin olarak artar. Fakat kan hücrelerinin sayısı (eritrosit) ise sadece % 15-20 oranında arttığı için kanda seyrelme meydana geleceğinden göreceli (fizyolojik) bir kansızlık meydana çıkar.

Kansızlık kendini vücutta oksijen yetmezliğinin bulguları olarak gösterir. Çabuk yorulma, halsizlik, çarpıntı gibi şikayetler ortya çıkabilir.

Hangi kişilerde kansızlık daha sık görülür ?

Bütün gebe kadınlarda demir eksikliğine baplı kansızlık riski artmakla birlikte, özellikle aşağıdaki gruplarda bu risk daha fazladır: sık aralıklarla birden fazla çocuk doğurmuş olan kadınlar, ikiz veya daha fazla sayıda bebeğe gebe olan kadınlar, ikiz veya daha fazla sayıda bebeğe gebe olan kadınlar, ikiz veya daha fazla sayıda bebeğe gebe olan kadınlar, sabah bulantılarıyla çok fazla kusan veya çok az yiyen kadınlar, gebelik öncesi beslenme bozukluğu olan kadınlar veya sosyoekonomik düzeylerindeki düşüklük ya da başka nedenlerle yeterli besin alamayan kadınlar risk altındadır.

Gebelikte anemi için tetkikler periodik olarak yapılmalıdır. Bunun en iyi yolu, hemoglobin konsantrasyonunun ve hematokritin ölçülmesidir. Bu genellikle tam kan tahlili adıyla istenir. Bunun yapılamadığı durumlarda,alternatif tanı metodları kullanılmalıdır.

Gebelerin ilk muayenelerinde, 24. ve 32. haftalarda tam kan sayımı yapılmalıdır.

Anemi (Kansızlık) sebepleri nelerdir ?

Demir Eksikliği Anemisi :

Demir eksikliği anemisi gebelikte görülen en sık anemi sebebidir. Tamamen sağlıklı, hiç kan bağışında bulunmamış kadınların bile üçte ikisinde demir depoları sınırdadır. Bu nedenle kadınların yarısı az demir deposuyla gebe kalır. Demir depolarının yetersiz olmasının en büyük nedeni adetle kaybedilen kan ve yetersiz beslenmedir.

Gebelerin yaklaşık olarak %20'sinde, demir gereksinimini karşılayamadıkları için demir eksikliği olur. Demir eksikliğine bağlı gelişen kansızlık, demir desteği ve dengeli beslenmeyle kolayca düzeltilebilir.

Yetersiz demir deposu ile hamile kalan kadınlar gebelikleri sırasında demir desteği almaz iseler kolaylıkla demir eksikliği anemisi meydana gelir. Belitileri solukluk, halsizlik, saçlarda dökülme, tırnaklarda kırılma ve kalpte çarpıntı hissidir.

Normal bir beslenme ile demir açığının kapatılması kolay olmadığı için her gebe kadın gebeliği boyunca ve emzirme döneminde demir desteği almalıdır. Demir preperatları (kan ilaçları) mümkünse sabah aç karına alınmalı takip eden bir kaç saat boyunca süt veya süt ürünleri tüketilmemelidir. Tedavinin yan etkileri bulantı, kusma, ishal veya kabızlık olabilir. Hemoglobin miktarı normal değere geldikten sonra demir miktarı yarı dozda 3-6 ay kadar kullanılır. Böylece demir depolarının dolması sağlanır.

Vitamin Eksikliklerine Bağlı Anemi:

Gebelikte anemi sebebi olarak ikinci sırada yer alır. En sık sebebi B vitaminleri grubundan olan folik asit eksikliğidir. İkinci olarak B12 vitamini eksikliğine bağlı olarak da görülür. Bu vitaminler daha çok kırmızı ette bulunduğu için vejeteryan gebelerde sıklıkla görülür. Serum folat düzeyi düşüktür. Tedavide ağızdan folik asit tabletleri verilir. Kan değerleri bir kaç hafta içinde normale döner.

Kronik Hastalık Anemisi:

Böbrek hastalığı, bağırsak hastalığı gibi süregelen ve geçmeyen hastalıklarda gebelik öncesi 9-10 gr/dl olan hemoglobin düzeyi gebelikle birlikte daha düşük değerlere ulaşır. Bu kişilere bazen kan nakli de gerekir.

Kansızlığın en etkili tedavisi demir desteği almaktır. Ama elbette doğal gıdalarla da demir desteği uygulanmalıdır.

Kırmızı et yüksek oranda protein içeren, aynı zamanda da yapısındaki vücut tarafından emilebilme özelliği yüksek olan demir sayesinde bizi kansızlığa karşı koruyan önemli bir besindir. Kırmızı etin içerdiği proteinler önemli bir enerji kaynağı olmalarının yanı sıra vücutta önemli görevlerde rol alırlar. Doku yapımı, doku onarımı ve büyüme ve gelişme açısından da en temel yapı taşlarıdır. Kırmızı et içerdiği demir sayesinde vücudu kansızlığa karşı korur.

Ayrıca bu etkisini daha da artırabilmek amacıyla C vitamini açısından zengin besinlerle tüketilmesi önemlidir. Pişirirken özellikle yağda kızartmak yerine fırın, ızgara veya haşlama tarzında tüketilirse daha faydalı olacaktır.

Demir eksikliğine bağlı anemiden korunabilmek için:

Demirin iyi kaynağı olan besinler (karaciğer, kırmızı et, balık vb.) tüketilmelidir. Demirin emilimini arttırmak amacıyla, özellikle yemeklerle birlikte domates, mandalina, maydanoz, kivi, portakal türünden bir C vitamini kaynağı tüketmek gerekir. Çünkü C vitamini demir emilimini arttırmaktadır.

Özetle;

Sigara ve alkol kesinlikle kullanmayınız. Yemeklerle birlikte çay içmeyiniz. Taze sıkılmış meyve suyu içip, meyve yiyiniz. Hamilelik süresince düzenli sağlık kontrollerini yaptırınız. Doktorunuzun verdiği ilaçları düzenli kullanınız.

0 görüntüleme

© 2023 by Massage Therapy. Proudly created with Wix.com

  • w-facebook
  • Twitter Clean