GEBELİK-DOĞUM-SEZARYEN ve KOMPLİKASYONLARI 4

En son güncellendiği tarih: 14 May 2019

  1. Doğum Sonrası-Lohusalık

  2. Doğuştan olan Anomaliler

  3. Down Sendromu Nedir?

  4. Down Sendromu-Mongolizm

  5. Suda Doğum



Doğum Sonrası - Lohusalık Dönemi




Doğumdan sonraki 6 hafta lohusalık dönemi olarak adlandırılır. Bu dönemde gebeliğin kadında yarattığı fizyolojik değişiklikler yavaş yavaş gebelik öncesi haline döner. Her organ ve sistemin gebelik öncesi haline dönmesi farklı zamanlar alır. Doğum sonrası beligin olarak fark edilebilen ilk değişiklik rahim boyutlarındadır. Doğumdan hemen sonra göbek hizasında olan rahminiz her gün 1 cm aşağı inerek 12-14 gün sonra karından hissedilemez hale gelir. Rahminizin kasılmaları bazen ağrı kesici kullanmayı gerektirebilecek kadar da ağrılı olabilir. Ayrıca her değişikliğin de geriye tam olarak dönmeyeceği bilinmelidir. Örneğin rahim ağzı ve vajinadaki değişiklikler, ciltteki çatlaklar gibi..

Emzirmeyen annelerin büyük bir kısmı bu dönem sonunda adet görmeye de başlar. Gebelikte vücutta toplanan sıvı da terleme ve idrar ile birkaç gün içersinde vücuttan atılır. Bu yüzden lohusalığın ilk günlerinde anneler bol bol terlerler.

Loğusalık dönemi bir yandan bebeğinizin ihtiyaçlarını karşıladığınız, öte yandan çeşitli yakınmalarla başa çıkmaya çalıştığınız bir dönemdir. Her ne kadar tümüyle normal seyreden bir gebelik ve doğumun loğusalığı da genellikle sorunsuz seyretse de bazı konulara dikkat edilmelidir.

* Ateş

Doğum anında oluşan bazı maddelerin etkisiyle bazı gebelerde 37,5-37,8 dereceyi geçmeyen hafif ateş yükselmeleri olabilir. Gerçek ateş yükselmesi en az iki ölçümde vücut ısısının 38 derece ve üzerinde olmasıdır ve her zaman aydınlatılması gereken bir durumdur. Loğusalıkta en sık ateş nedeni memelerin aşırı dolgun olmasıdır. Buna süt ateşi de denir. Bunun dışında rahim iç zarı enfeksiyonu (iltahaplanması) ve idrar yolu enfeksiyonu da loğusalıkta sıklıkla ateş yapan diğer iki enfeksiyon türüdür. Doğum esnasında bebeğin çıkışını kolaylaştırmak üzere kesilen ve sonra dikilen vajinanın dış kısımdaki (epizyo) yaranın enfeksiyonu, sezaryen cilt ve cilt altı yarası enfeksiyonu da ender olarak ateşe neden olabilir. Ayrıca ateş, loğusalıkta tesadüfen geçirmekte olduğunuz bir başka enfeksiyonun (grip, üst solunum yolu enfeksiyonu gibi) belirtisi de olabilir. Ama mutlaka doktor kontrolü gerekir.

* Aşırı kanama

Loğusalığın ilk günlerinde kanama elbette normal kabul edilir. Ancak günlük kanama miktarının normal adet kanamasından iki kat ya da daha fazla olması anormaldir ve mutlaka doktor değerlendirmesi gerektirir. Bu kanamanın sebebi plasentanın (çocuğun beslenmesini sağlayan ek yapı) bir parçasının rahim içinde kalması olabileceği gibi rahim iç zarı iltahabı da söz konusu olabilir.

* Kötü kokulu ve/veya miktarca fazla akıntı

Loğusalık döneminde akıntı da birkaç gün süren kanamanın ardından normal kabul edilir ve akıntının nitelikleri loğusalığın dönemine göre değişkenlik gösterir. Loğusalık akıntısı ya da "loşi" adı verilen bu akıntı doğumdan sonraki 4-6 hafta boyunca devam eder. İlk günlerde koyu kırmızı kanama şeklinde olan akıntı kısa zamanda pembeleşir, daha sonra rengi açılır ve nihayet beyazlaşarak loğusalık sonunda tümüyle biter.

Kötü kokulu bir akıntı ise enfeksiyon belirtisidir. Özellikle beraberinde karın ağrısı ve ateş gibi belirtiler de söz konusu olduğunda sıklıkla rahim ve rahim iç zarı enfeksiyonu söz konusudur.

Yukarıdakilerden farklı özellikler taşıyan her akıntı doktor tarafından değerlendirilmelidir.

* Bacaklarda ağrı, kızarıklık ve şişme

Gebelik dönemi özellikle toplardamarlardaki kan akımının yavaşlaması ve pıhtılaşmaya eğilim nedeniyle pıhtı oluşumuna zemin hazırlar ve bu risk loğusalıkta da devam eder. Damar tıkanıklığı durumu kendini tıkanıklık oluşan bölgenin gerisinde kızarıklık, ağrı, şişme ve bölgesel ısı artışı şeklinde belli eder. Bu problem tedavi edilmediğinde bazen toplardamar içinde oluşan pıhtı yerinden ayrılarak akciğere doğru ilerleyip oradaki damarlarda tıkanmaya sebep olabilir. Akciğer embolisi adı verilen bu durum son derece tehlikeli olup eğer akciğere giden pıhtı büyükse ölüme bile yol açabilir. Bu nedenle yukarıdaki belirtilerin varlığında en kısa zamanda doktora başvurulmalı ve tedaviye hemen başlanmalıdır.

* Memelerde aşırı ağrı, ısı artışı, bölgesel kızarıklık

Memelerde emzirme döneminde en sık karşılaşılan sorun meme başı çatlaklarıdır. Bunun dışında basit bir dolgunluktan bakterilerin memede enfeksiyon yapmasına ve hatta apseleşmeye kadar giden sorunlar söz konusu olabilir. İltahaplanma durumunda memelerden birinde ya da ikisinde ısı artışı, dolgunluk, ağrı ve vücut ısısında artış söz konusudur. Bunlara ek olarak memelerden birinin diğerine göre çok daha ağrılı olması, üzeri kırmızımsı hassas bir şişlik oluşmuş olması öncelikle meme absesi düşündürür. Meme absesi sıklıkla erken aşamalarında tedavi edilmemiş basit bir iltahaplanma sonucunda gelişir. Meme enfeksiyonu belirtilerinin erken tanınması ve tedavisi abse gelişiminin önlenmesi açısından önemlidir. Abse gelişimi söz konusu olursa cerrahi olarak boşaltılması gerekir.

Günümüzde genellikle normal doğumdan sonra 1 gün, sezaryenden sonra ise ortalama olarak 2 gün hastanede kalmak yeterlidir. Evine giden anne doğum şekli ne olursa olsun mümkün olduğunca dinlenmelidir. Ancak bu dinlenme mutlaka yatak istirahati şeklinde olmamalıdır. Normal doğum yapan annelerin ortalama bir hafta, sezaryen olan annelerin ise günlük yaşantılarına dönmeleri en azından 15-20 gün alacaktır ancak bu sürenin sonuna kadar beklemeden ev içerisinde dolaşmak, basit işleri yapmak hem kişinin kendine olan güvenini arttırır hem de kan dolaşımını destekler. Dolayısıyla özellikle bacaklarda olan damar tıkanıkları gibi problemlerin de ortaya çıkmasını da büyük ölçüde engeller.

Bebek dünyaya geldikten sonra barsak hareketlerinde yavaşlama ve kabızlık olabilir. Bu nedenle dışkıyı yumuşatan lifli gıdalar ve bol sıvı alınması kabızlığı önlemek açısından yararlıdır. Ayrıca ne kadar aktif olunursa barsak hareketleri de o kadar çabuk normale döner.

Doğum sonrası anne beslenmesi konusunda özgürdür. Dilediği ve kendisine dokunmadığını bildiği tüm yiyecekleri yiyip içebilir. Ama tıpkı gebe olduğundaki gibi doğal, katkı maddesi en az olan gıdaları tercih etmek hem kendi hem de yeni doğan bebeği açısından daha doğru olacaktır.

Protein içerikli gıdalar ile taze meyve ve sebzeler özellikle önerilir. Yaygın ama yanlış uygulamalardan birisi de lohusayı aşırı şekerli şeylerle sürekli besleyerek kilo alımına sebep olmaktır. Süt veren annelerin günde 2500-2700 kalori almaları önerilir. Annenin de süt alması uygundur.

Doğum esnasında ve sonrasında bol terleme söz konusu olduğundan kişi kendini genellikle ilk günlerde yıkanma ihtiyacı içersinde hisseder. Genellikle normal doğumdan sonra 2. gün sezaryen sonrası ise 6-7. günden itibaren ayakta duş şeklinde banyo yapılabilir. Bu zamana kadar ise anne vücudunu silip, dilerse başını yıkayabilir. Banyo esnasında zorlanmadıkça vajinaya su kaçmaz.

Vajinanın yıkanması ise sakıncalıdır. Lohusalık döneminin sonlarına kadar küvete suyun içersine oturarak yıkanma, havuza, denize girme ve cinsel ilişki önerilmez. Rahim ağzının henüz tam kapalı olmaması iltahaplanma riski yarattığından bu gibi aktiviteler için lohusalık döneminin bitmesi beklenmelidir.

Bu dönemin sonunda çiftler, özellikle de kadın kendini rahat hissettiğinde, cinsel ilişkiye başlayabilir. Doğum sonrasında bazı kadınlarda cinsel ilişki isteği azalabileceği gibi, kimi kadınlarda da artabilir. Her iki durum da normaldir. Çiftlerin birbirlerine gösterdikleri anlayış ve uyum (özellikle erkeğin) önemlidir.

Doğum sonrasında vajende görülebilen kuruluk kadın için rahatsız edici olabilir. Rahatlamak için gliserin kullanılabilir.

Normal doğum sırasında kesilip dikilen epizyo adı verilen yara genelde sağ tarafta olur. Otururken ve yatarken bu tarafa ağırlık vermemek gerekir. Bu bölge tamir edildikten sonraki ilk saatlerde ortaya çıkan ağrı bir burada açık kalan bir damar sebebiyle kan birikmesi anlamına gelebilir. Bu bölgenin ağrısını gidermek için ağızdan alınan ağrı kesiciler genellikle yeterli olabileceği gibi gerekirse ılık oturma banyoları da önerilebilir.

Tuvaletten sonra da bu bölge her seferinde ılık temiz su ya da tercihan içine özel antiseptik katılmış bir suyla yıkanmalıdır. Doktorunuz size zaten doğum sonrasında bu ilaçları reçete edecektir.

Sezaryen dikişlerinizde ağrı, akıntı, kızarıklık ya da hassasiyet varsa mutlaka hekiminizin bunu değerlendirmesi gerekir. Toplu ve cilt altı yağ dokusu fazla olan bayanlarda cilt altı yağlarının erimesine bağlı şeffaf-sarımsı ve kokusuz bir akıntı bazen görülebilir ama bunun bir iltahaplanma olmadığının mutlaka doktor tarafından değerlendirilmesi gereklidir. Mikrobik nedenli olmayan bu sezeryan sonrası yara yeri akıntılarında genellikle birkaç gün sıkarak pansuman yapmak yeterli olacaktır.




Doğuştan Olan Anormallikler




Doğuştan meydana gelen sakatlıklar veya anormallikler genel anlamda iki şekilde oluşmaktadır;

Bunlardan birincisi; Anne veya babada genetik yapıda bir olumsuzluk söz konusudur. Genlerde mevcut olan bu durum anne ve babadaki kromozomlar aracılığıyla bebeğe geçmekte ve bebeğin sakat doğmasına yol açmaktadır.

Bu tür sakatlıklar, o çiftin her gebeliğinde ortaya çıkabileceği gibi, hiç çıkmama ihtimali de vardır. Kendiliğinden meydana gelen sık düşükler veya ailede daha önce meydana gelmiş sakat bebek mevcudiyeti, bu ihtimalin düşünülmesini ve genetik araştırmanın yapılmasını gerektirmektedir.

Tüm gebelikler içerisinde Majör Malformasyon adını verdiğimiz ve düzeltilmediği taktirde yaşamı olumsuz etkileyebilecek şekilde sakat bebek doğma riski %2-3 civarındadır.

Akraba evliliklerinde ise bu tür hastalıkların ortaya çıkması için uygun bir ortam oluşturduğundan risk oranının arttığı görülmektedir. Çünkü bu hastalıkların genel toplum içinde farklı ailelerden gelen kadın ve erkeklerde görülme oranı çok düşüktür. Ancak akrabalar arasında görülme oranı ise çok daha yüksektir. Bunun sonucunda hem anne hem de babada aynı hastalıklı gen bulunacağından, şifrelenme (kromozom) yoluyla bebeğe aktarılması sağlanacak ve bebeğin engelli doğmasına sebep olacaktır.

Özellikle "birinci derece akraba" evliliğinden kaçınılması, akraba evliliği yapmış olanlar ise mutlaka genetik araştırmalarını yaptırmaları gerekir.

Diğer bir durum ise anne ve babada genetik hastalık yaratacak herhangi bir etken mevcut değilken, sadece o gebelikte bebeğin kromozomlarında bozukluk yaratan faktörlerin mevcudiyeti rol oynamaktadır.

Bunun haricinde, gebeliğin ilk üç ayında; gebeliğe zararlı olduğu belirlenmiş ilaçların alınması, röntgen ışınlarına maruz kalınması, özellikle gebeliğin ilk üç ayında mikrobik hastalıklardan kızamıkçık, sitomegolovirüs, frengi, kabakulak, suçiçeği, grip, toksoplazma gibi bazı hastalıkların geçirilmesi sonucu genlerde bozukluk oluşarak anne karnındaki bebeklerin sakat doğmasına sebep olabilir.

Doğuştan engellerin bazılarında ise yukarıda belirtilen etkenlerin hiçbirisi bulunmayabilir. Gebeliğin ilk üç ayı içerisinde meydana gelen düşüklerin incelenmesinde, bu bebeklerin yaşama şansı olmayacak kadar ciddi genetik bir engele sahip oldukları ortaya çıkmıştır.




Down Sendromu Nedir ?


Down Sendromu, insanın en küçük yapıtaşı olan kromozomların sayısının farklı olmasından ileri gelen bir sorundur. Sağlıklı her insanın hücrelerinde toplam 46 tane kromozom mevcuttur. Bu kromozomlar; kadında 46 tane "X", erkekte ise 45 tane"X" ve 1 tane de "Y" kromozomu olarak bulunmaktadır. İnsan hücrelerinde bulunan toplam 46 tane kromozom, bilimsel anlamda 1 den 46 ya kadar numaralandırılmıştır. Down Sendromunda ise 21 numaralı kromozoma ilave olarak 1 kromozom daha bulunmaktadır. Bu kişilerde 2 tane 21 kromozom olduğundan toplam kromozom sayısı 46 yerine 47 tane olmaktadır. Buna benzer başka isimlerle anılan 18 ve 13 üncü kromozom fazlalığı ile beraber olan farklı sendromlar da mevcuttur.

Hayatla bağdaşan ve en sık rastlanan genetik bozukluk olan Down Sendromunun ortaya çıkmasında annenin yaşı çok önemlidir.

Canlı doğumlarda görülme sıklığı yaklaşık 1/850 dir. Bu sıklık, 20 li yaşlarda 1/1500 iken, 45 yaşında 1/28 kadar yükselmektedir. Down Sendromlu bebeklerin yaklaşık % 30-35 inde ağır derecede kalp rahatsızlığı ve %15 inde de başta oniki parmak bağırsağında tıkanık ve mide barsak sistemi ile ilgili diğer engeller bulunmaktadır.

Anne rahmindeki bebekte, Down sendromu olma riski anne yaşı ile artmaktadır. Önceleri tarama testi yapılırken annenin yaşı gözönüne alındığında, 35 yaştan gün almış olan kadınların Down sendromlu bebek doğurma riskinin 1/270 olarak bilindiğinden, bu kadınlara anne karnındaki bebeğin bulunduğu keseden su numunesi alınarak (amniyosentez) kromozom tetkiki önerilmekteydi. Bu konuda yapılan çalışmaların başlıca amacı, mümkün olduğunca annelere az müdahale yaparak yüksek teşhis yeteneklerine sahip bir test geliştirmektir. Daha eski olan ve Üçlü Test olarak adlandırılan test ile daha güncel olan 11-14 haftaları arasında yapılan "İlk üç ay Down Sendromu" tarama testi bu amaçla kullanılan testlerdir.

11-14 ncü gebelik haftaları arasında yapılan Tarama Testi:[İkili Tarama]

Bu testin Down Sendromlu bebekleri ortaya çıkarma duyarlığının % 90 civarında olduğu bildirilmektedir. Kullanılan parametrelerden biri gebeliğin 11-14 ncü haftaları arasında, bebeğin ense derisi altında bulunan sıvı birikimi ile meydana gelen ense kalınlığının ölçülmesi, kanda PAPP-A ve serbest (3-hCG değerleridir. Bu değerler; annenin yaşı hesaba katılarak bir programa girilir ve buna göre Down sendromu riski hesaplanır.

Bu testin en önemli parçası olan ense saydamlığı ölçümü 18 ve 13 ncü kromozomlardaki sayısal değişikliklerle ortaya çıkan diğer engellerin (Trizomi 18 ve 13, Turner Sendromu Kromozom yapısı: "45 XO") taranmasında da yardımcı olmaktadır. Yapılan çalışmalar bu ense kalınlığının artması ile anne rahmindeki bebeklerde doğumsal kalp hastalıkları riskinin de artmış olduğunu göstermiştir. Bu durumda çıkan test sonuçlarında, bebeğin kromozom yapısı normal saptansa bile kalp hastalıkları açısından 5 nci ayda mutlaka tetkik edilmesi önerilmektedir.

16-18 nci gebelik haftaları arasında yapılan Tarama Testi:

Üçlü test olarak bilinen bu yöntem, gebeliğin 16 ile 18 nci haftaları arasında en doğru sonuçları veren bir kan testidir. Yapılış amacı özellikle Down Sendromu diye adlandırılan problemli bebeklerin anne karnında iken saptanmasına yöneliktir.

Üçlü test için anneden bir miktar kan alınması gerekir. Alınan kanda Alfa Feto Protein (AFP), human Koryonik Gonadotropin (hCG) ve Östriol (uE3) hormonları ölçülür. Gebeliğin değişik haftalarına göre bu hormonların değerlerinde farklılıklar olmaktadır.

Gebelik haftasına göre özel bir hesaplama yöntemi ile "MoM" değerleri bulunur. Testin neticesini hesaplarken olup annenin yaşı, ırkı, vücut ağırlığı, şeker hastalığı olmadığı ve sigara kullanıp kullanmadığı da dikkate alınır.

Tüm bu veriler ile kandaki üç hormon değerleri bir bilgisayar programına girilerek olasılık olarak sonuç elde edilir. Örneğin 1/2300 gibi çıkan bir sonuçta, Down Sendromlu çocuk doğurma olasılığının çok düşük olduğunu gösterir. Bu sonucun 1/270 ve daha sık olarak, 1/220 veya 1/200 olarak hesaplanması, Down Sendromlu bebek doğurma riskinin yüksek olduğunu bildirir. "Üçlü tesfte yüksek risk saptanan yaklaşık 100 anne adayının doğurduğu çocuklardan ancak 1 tanesinin Down Sendromlu olduğu bildirilmektedir. "Üçlü test" yöntemi Down Sendromlu bebeklerin yaklaşık % 60-70 inin saptanmasına yardımcı olur.

Tarama Testinde Yüksek Risk Saptandığı Durumlarda Ne Yapılmaktadır ?

Bu testin sonucunun riski yüksek gösterdiği durumlarda, anne karnındaki bebeğin gerçekten Down Sendromlu olup olmadığını ortaya koymak gerekir. Bu amaçla bebeğin kromozom yapısının saptanması için bebeğin anne karnında bulunduğu kese içindeki sıvıdan örnek almak (amniyosentez) veya göbek kordonundan kan alınarak bebeğin genetik incelemesi (kromozom analizi) nin yapılması gerekmektedir.

5 nci aydan önce kolay yapılan ve gebeliğe olan riski en az olan yöntem olarak su kesesinden sıvı alınması (amniyosentez) yapılmaktadır. Amniyosentez ile elde edilen sıvıdan laboratuvarda yapılan kromozom tayini ile bebeğin normal olup olmadığı hakkında bir karar verilir.

Down Sendromu Testleri Niçin Önemli ?

İlk 3 ay Down Testi[İkili test], gebeliğin 11-14ncü haftalarında, Üçlü test ise anne adayına gebeliğin 16-18 nci haftalarında uygulanması gereken bir testtir. Testlerin tarama testi olduğu unutulmamalıdır. Tarama testi genel olarak kolay yapılan ve herkese uygulanabilen ve aynı zamanda ucuz bir test olmalıdır. Sonuçları ise kesin bir teşhisten ziyade, bir hastalığın ortaya çıkarılmasında kullanılan yardımcı bir yöntemdir. Kesin teşhis için her zaman daha ileri bir yönteme ihtiyaç duyulur. Üçlü testte de kesin sonuç amniyosentezle konur.

Tekrar vurgulamak gerekir ki nasıl her yüksek riskli test sakat çocuk anlamına gelmiyorsa, normal sonuç alınan her test de bebeğin % 100 sağlıklı olduğunu göstermez. Bu nedenle bu teste ilaveten 18 ile 20 ci gebelik haftalarında ayrıntılı ultrasonografik inceleme ile diğer problemler aranmalıdır. Özellikle ense kalınlığı 2 mm üstünde olan bebeklerde, kromozom incelemesi normal olsa bile 18-20 nci haftalarda mutlaka detaylı ultrasonografiye ilaveten kalp yönünden incelenmesi gerekmektedir.

Ultrasonografi:

Ultrasonografik inceleme; ses dalgaları kullanılarak elde edilen görüntüleme yöntemleridir.

Anne karnındaki bebeğin durumunun değerlendirilmesi ve bebekteki engelin saptanması açısından ultrasonografi; doğum öncesi tanıda giderek artan bir değer kazanmaktadır. Gebelik döneminde uygulanan ultrasonografi, bebek yaşının hesaplanması, bebeğin yaşam fonksiyonlarının, çoğul gebeliklerin, su kesesindeki sıvı miktarının değerlendirilmesi ve bebek eşinin rahimde -bulunduğu bölgenin tayin edilmesi açısından çok önemlidir. Pek çok doğuştan engeller, anne karnındaki dönemde ultrasonografi aracılığı ile tanınabilmektedir.

Anne karnındaki bebekte engelin saptanması açısından ultrasonografi duyarlılığı % 14-85 arasında değişmekte, kişiye özel yapılan incelemede % 99 dolaylarında olduğu bildirilmektedir. Tahmin edilen bir sakatlığı olabileceği düşünülen ve aile hikâyesine dayanarak uygulanan detaylı ultrasonografide, anne karnındaki bebekte engelin saptanması açısından duyarlılık % 99 lara çıkabileceği bildirilmektedir.

Doğum öncesi bakım almak ve kontrollere düzenli olarak gitmek, gebelikte muhtemel anormal durumların tespiti için yapılacak en doğru seçimdir.

Gebelikte bu tür durumların tespiti için en çok başvurulan ve hiçbir yan etkisi olmayan yöntem ultrasonografidir. Yapılan ultrasonografik tetkik ile bebekteki fiziksel anormalliklerin daha gebeliğin ilk haftasından itibaren belirlenmesi sağlanır. Gebeliğin on ikinci haftasında ultrasonografi ile bebeğin ense cilt kalınlığının ölçülmesi sonucu Down sendromu olma riski hesaplanabilir.

Bebekteki kromozom bozukluğunun kesin tespiti için bebeğin eşinden (plesentadan) ya da bebeğin içinde bulunduğu sudan gebeliğin 15-16.'cı haftalarında örnek alınarak (amniyosentez) genetik inceleme yapılmalıdır.

Bebeğin eşinden parça alma işlemi ( Koryonik Villüs Biyopsisi=CVS ), gebeliğin 10-11. haftalarında uygulanır. Hastahanede yatmayı gerektirmeyen ağrısız ve kolay uygulanabilen bir işlemdir. Yapılan işleme bağlı olarak %2-3 oranında düşük yapma veya mikrop kapma riski vardır.

Bu işlemler sadece risk grubu; ense kalınlığı ölçümü ve / veya üçlü tarama testi sonucuna göre risk oranı yüksek olanlara, 35 yaşını geçmiş tüm gebelere, ultrasaund sonucunda şüpheli durumda olanlara, genetik hastalık taşıyıcısı olduğu bilinen ebeveynlere ve daha önce engelli (anomalili) bebek sahibi olan gebelere uygulanması gerekmektedir.

Bebek sahibi olmayı isteyen her çiftin aklının bir kenarında endişe olarak bulunan anomalili bebek sahibi olma ihtimalini azaltmak mümkündür.

Bunun için akraba evliliğinin önlenmesi, gebelikte bulaşıcı hastalıklardan, alkol, ilaç, sigara, röntgen ışınları ve diğer zararlı durumlardan kaçınmak gibi önlemlere mümkün olduğunca uyulmalıdır.

Ancak bilinmeyen ve önlenemeyen nedenlerle ortaya çıkan problemlere yönelik alınacak en etkili tedbirin doğum öncesi dikkatli bir takip ve değerlendirme olduğu unutulmamalıdır.




Down Sendromu – Mongolizm




Down Sendromu ya da Mongolizm zeka ve gelişme geriliğine neden olan bir kromozom anomalisidir.

Trizomi 21 veya mongol çocuk da denilmektedir. Mongol denmesinin nedeni yüz yapısının asyadaki Mongol ırkını andırmasından dır.

Down sendromu, normalde her insanda 23 çift olan kromozomlardan 21. kromozomun 3 adet olmasıdır. Yaklaşık olarak 1000 canlı doğumda 1-2 oranında görülür.

Down sendromlu çocukların resimde görüldiği gibi klasik bir yüz görüntüsü vardır.

Baş normalden küçüktür. Yüz profilden düzleşmiştir, dil büyüktür ve dışardadır. Ortalama zeka geridir (IQ 25-50). Erişkin yaşa ulaştıklarında zeka yaşı olarak 8-10 yaşındaki bir çocuğun kapasitesine ancak erişebilir.

Genel olarak erişkin dönemde başkalarına bağımlı olarak yaşayabilirler. Özel eğitime ihtiyaç duyarlar.

Down sendromu gebelikte tanınabilir. Ultrasonografi ile veya üçlü (veya ikili ) test ile Down sendromundan şüphelenilen gebeliklerde kesin tanıyı koymak için amniyosentez veya diğer prenatal genetik tanı yöntemleri uygulanarak bebeğin kromozom tetkiki yapılır.

Down sendromu saptanmışsa aileye ayrıntılı genetik danışmanlık verilerek gebeliğin sonlandırılması önerilir. 24. Haftata kadar yasalarımız buna izin vermektedir. Ancak kararı elbette aile verecektir.

Genel anlamda anne yaşı arttıkça Down sendromlu bebek doğurma riski artar.

30 yaşında 1/855 35 yaşında 1/365 40 yaşında 1/109 45 yaşında 1/32 49 yaşında 1/12 oranında görülür.

Doğuştan kalp anomalileri bu çocuklarda sıklıkla görülür. Erken yaşta ölüm çoğunlukla kalp anomalileri nedeni iledir. Mide-barsak sistemine ait anomalilerden özofagus atrezisi, (yemek borusu tıkanıklığı) duodenal atrezi (oniki parmak barsağı tıkanıklığı), Down sendromunda sıkça görülür.

Bu anomaliler nedeni ile yaşamın ilk günlerinde cerrahi girişime ihtiyaç duyabilirler. Bütün bu anomalilere ilave olarak ilerleyen yaşlarda lösemi (kan kanseri) sıklığı normale göre artmıştır.

Detaylı Ultrason (USG) İncelemesi

Sağlıklı bir gebelik izleminin en önemli aşamalarından birisi de gelişmekte olan bebeğin tüm organ ve oluşumlarının detaylı bir şekilde incelendiği ikinci düzey ultrason incelemesidir.

Bu incelemeye, ikinci trimester ultrasonografi taraması, ayrıntılı fetal inceleme, detaylı fetal anatomik inceleme gibi değişik isimler verilmektedir. Halk arasında ise renkli ultrason gibi yanlış bir isimlendirmesi de vardır. Detaylı ultrasonografi 18-24. haftalar arasında yapılabilir. Bu dönemde bebek ve organları yeterince büyümüştür ve daha iyi görüntü elde etmek için bebeğin çevresindeki su miktarı boldur. Bu dönemde yapılmasının bir başka nedeni de olası bir anomali saptanması durumunde gebeliğin sonlandırılması açısından çok geç kalınmış olmamasıdır. Merkezimizde de uygulama 20-22. haftalar arasında yapılmaktadır.

Değerlendirmenin sağlıklı yapılabilmesi için teknik özellikleri üstün olan bir ultrason cihazının kullanılması uygun olur.

Detaylı ultrasonun amacı bebekte görülebilecek doğumsal kusurların tespit edilmesi ve bazı genetik hastalıklarda ortaya çıkabilecek olan anomalilerin saptanarak gerekirse ileri inceleme yapılmasıdır. Ancak teknolojideki tüm bu gelişmelere karşın en iyi cihazlar ve en tecrübeli uzmanlarn varlığında bile doğumsal kusurların ancak %70-80'i fark edilebilir.

Detaylı ultrasonografi nasıl yapılır ?

Detaylı ultrasonografide; rahim yapısı, plasenta(bebek eşi) ve bebek sistematik bir şekilde gözden geçirilir.

Anne adayı sırtüstü yatar pozisyonda karından bakılarak inceleme yapılır. İşlem yaklaşık 15-20 dakika kadar sürer. Bebeğin genel değerlendirilmesi ve rutin ölçümlerin ardından sırasıyla kafa, boyun, göğüs kafesi, kalp, karın, genital bölge ve kol ve bacaklar ve omurga detaylı olarak incelenir.

Detaylı ultrasonografide nelere bakılır ?

1) Kafanın şekli, yapısı, çapı ve çevresi ölçülür.

2) Kafa içi oluşumlar olan beyin boşlukları, koroid pleksus (choroid pleksus), orta beyin, arka çukurluk (posterior fossa), yan ventriküller incelenir ve bunların ölçümleri yapılır. Bebeğin beyinciği (cerebellum) beynin arka kısmında bir gözlük şeklinde görülür. Bu yapının uzunluğu genelde gebelik haftasının verir. Ventriküllerde genişleme ya da koroid pleksuslarda kist saptanması önemli olabilir.

3) Yüzde bebeğin genel profili, burun kemiği, göz küreleri ve bunların arasındaki mesafeler incelenir. Bebeğin gözündeki lens ultrasonografide izlenir.

4) Boyunda herhangi bir kist ya da kitle olup olmadığı incelenir. Ense kalınlığı bu dönemde de genetik hastalıklar açısından ipucu verebilir.

5) Tüm omurga yukarıdan aşağı ve enine kesitlerde incelenerek bir açıklık olup olmadığı araştırılır. Tüm omurga enseden kuyruk sokumuna kadar incelenir.

6) Kalbin genel yapısı incelenir, atım hızı ve ritminde bir anormallik olup olmadığına bakılır. Karıncık ve kulakçıklar (ventrikül ve atriumlar) incelenir, içlerinde kitle ya da anormal bir görünüm olup olmadığı araştırılır. Karıncıklar ya da kulakçıklar arasında delik olup olmadığına bakılır. Kalpten çıkan ana atardamar olan aort ile kirli kanı akciğerlere taşıyan ana damarların yapısı incelenir

7) Göğüs kafesinin yapısı ve şekli incelenir, akciğerler ve diyaframın normal görünüp görünmediği kontrol edilir.

8) Mide, karaciğer, böbrekler, mesane, karın duvarı, göbek kordonunun bebeğe girdiği bölge ve damarların bebeğe girdikten sonraki seyri incelenir ve karın çevresi ölçülür. Ayrıca barsakların ultrasondaki görüntüsü de genetik hastalıklar açısından fikir verebilir.

9) Göbek kordonunun yapısı ve içersinde iki atardamar ve bir toplardamar bulunup bulunmadığı incelenir.

10) Kollar ve bacaklar incelenir. Kol ve bacaklardaki tüm kemikler ölçülür. Bunlar kolda omuz ile dirsek arasındaki humerus, dirsek ile el bileği arasındaki radius ve ulna kemikleri ile kalça ve diz arasındaki femur ile diz ve ayak bileği arasındaki tibia ve fibula kemikleridir. El ve ayakların yapısı incelenerek sayı ve şekil bozukluğu olup olmadığı araştırılır. Örneğin elde küçük parmağın ortasındaki kemiğin bulunmaması Down sendromu lehine yorumlanır.

Detaylı ultrasonografide temel olarak pekçok major anomali saptanabilir ancak tüm anomalilerin %100 kesinlikle saptanması mümkün değildir.

Bebeğin gelişiminin ultrason ile değerlendirilmesi bazı faktörlere bağlıdır. Bunlar arasında en önemlileri annenin vücut ağırlığı ve yağ miktarı ile bebeğin rahim içindeki duruş şeklidir. Ayrıca amniyon sıvısının miktarı da ultrason incelemesinin kalitesini etkiler. Bazı durumlarda bebeğin duruşu belirli bölgelerin incelenmesine olanak tanımayabilir. Bu durum hamilelerin yaklaşık %10-15'inde ortaya çıkmaktadır.

Genel olarak anomalilerin yarısından fazlası ultrasonografi ile tespit edilebilmektedir. Buna göre detaylı ultrasonografi bulgularının normal olması bebeğin kesinlikle sağlıklı olduğunu garanti etmez.

0 görüntüleme

© 2023 by Massage Therapy. Proudly created with Wix.com

  • w-facebook
  • Twitter Clean